..."Sadece yalnız kalmış çocuklar tutkularını boşa harcamazlar, diğerleri duygularını toplulukta sohbetlerde dile getirirler, kurdukları samimiyetlerle köreltirler, aşk hakkında çok şey duymuş ve okumuşlardır ve aşkın ortak bir kader olduğunu bilirler. Onunla bir oyuncakmış gibi oynarlar, tıpkı erkek çocuklarının içtikleri ilk sigarayla övündükleri gibi."
..."İnan bana kimse seni o insan kadar, yani benim kadar bir köle, bir köpek gibi böylesine özverili sevmedi ve sevemez. Dünyadaki hiçbir şey, karanlıklar içindeki bir çocuğun fark edilmemiş aşkıyla kıyaslanamaz çünkü bu aşk o kadar çaresiz, kendisini hizmet etmeye adamış, kul köle olan, pusuda yatan ve coşku dolu bir aşk ki yetişkin bir kadının arzuları ve içgüdüsel olarak talep ettiği sevgiyle kıyaslanamaz..."
Çünkü iyice düşününce ve olayları soğukkanlılıkla irdeleyince görüyordum ki,giyotin bıçağının kusuru,şansa hiç mi hiç yer bırakmamasıydı. Sonuç olarak,mahkûmun ölümüne kesin bir şekilde karar verilmiş oluyordu. Olmuş bitmiş bir iş,iyice ayarlanmış bir düzen,kabul edilmiş ve bozulması düşünülemeyecek bir anlaşmaydı bu. Binde bir ihtimalle bıçak inmez veya kesmezse,süreç yeniden başlıyordu. Demek ki,meselenin can sıkıcı tarafı mahkûmun,makinenin iyi işlemesine dua etmek zorunda olmasıydı.