Bu kitabı, hakkında yapılan olumlu yorumlara dayanamayarak aldım ve iyi ki de almışım. Türündeki birçok roman gibi işlenen bir cinayetle ve katilin kimliğini açık etmemesi ile başlıyor.
Olaylar ilerledikçe karakterleri daha yakından tanıyor; çocukluklarına, yaşadıkları acılara, heyecanlarına, öfkelerine tanıklık ediyoruz. Haliyle de kimin katil olabileceği hakkında az çok fikir sahibi olmaya başlayıp hatta neredeyse eminken sonda “yok artık” deyip ters köşe oluyoruz. Yazar o kadar başarılı ve titiz şekilde kurgulayıp olayları birbirine bağlıyor ki sonunda tüm taşlar yerine oturuyor.
Oblomov, her okurun kendinden bir parça bulabileceği bir karakter. Hayatını konfor alanının dışına hiç çıkmadan geçirmiş; çıkmaya niyetlense bile cesaretini yarı yolda bırakmış biridir. Günlük hayatın bomboş rutinine sıkışmış, ertelemeyi alışkanlık haline getirmiştir. Bu sıkışmışlığın içinde ise garip bir huzur bulur; ta ki Olga’yla tanışana kadar.
Olga, Oblomov’un içindeki potansiyeli uyandırmak ister. Onu harekete geçirmek, hayata katmak, içindeki “ölü” tarafı diriltmek için çabalar. Bu çaba zamanla aşka dönüşür. Evlilik planları yapılır. Fakat Oblomov yine kendi doğasına yenilir. Sorumluluk almak, plan yapmak, bir hayat kurmak ona ağır gelir. Ve yine “Oblomovluğunu” yapar.
Olga ise bir noktada gerçeği fark eder: Sevdiği kişi Oblomov değil, onun olabileceği ihtimaldir. İdealize ettiği hayal yıkıldığında gelecek planları da sona erer. Oblomov ise kaldığı yerden, değişmeden devam eder.
Roman, karakterin o derin sıkışmışlığını, çabasızlığını ve zaman zaman hayal kurup sonra vazgeçişini okura güçlü biçimde hissettirir. Oblomov, sadece bir roman kahramanı değil; içimizde zaman zaman başını kaldıran bir yanımızdır.
Kesinlikle herkesin tanıması gereken bir karakter. Çünkü Oblomov, biraz da biziz.
Oblomovİvan Gonçarov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202149,8bin okunma