Bazı anlar vardır seni en doğru zamanda ziyaret eder, bazı insanlar, bazı kitaplar sana en ihtiyacın olduğun fakat senin bile o ruhundaki boşluğun ne olduğunu bilmediğin anlarda karşına çıkıverir belki de tesadüfen diyebileceğimiz nitelikte. Bu kitap benim için öyle oldu. Gerçekten ne okuyayım diye karar veremezken sıklıkla karşıma çıkan Sabahattin Ali kitaplarından biriydi Kürk Mantolu Madonna. Merakımdan başladım okumaya ve Sabahattin Ali'nin okuduğum ilk kitabı oldu bu şekilde. Hikayede zaman zaman yapılan tasvirlerde olsun ve duygu yoğunluğunda olsun kendimi buldum adeta çok etkileyici biçimde kaleme alınmış kesinlikle. Akıcılık ve anlatım muazzam asla sıkmıyor yağ gibi akıp gidiyor desem yeridir. Hikaye kahramanı Raif efendinin başlangıçtaki o duygu durumu ve dışarıya vermiş olduğu aslında negatif gibi görünen o sıkıcı tiplemesi toplumumuzda ve çevremizde biz fark etmeden devamlı var olan bişey aslında. Tabii ön yargılarımız yüzünden tek kalemde damgalayıveriyoruz o insanları tıpkı Raif Edendi'de olduğu gibi. Yargısız infaz uyguluyoruz çok kez. Üstelik o insanın neler yaşadığını bile bilmeden bunu yapıyoruz. Lafı fazla uzatmadan içeriği hakkında da bir iki birşey yazmak istiyorum. Başta klasik aşk hikayesi gibi bir durumun olacağı aklıma gelmişti, tabii konu derinleştikçe farklı bir boyut aldı. Maria Puder'in ölümünü öğrendiği andaki o duygularını anımsattım kendimde. Çok çok zor bişey olurdu elbette. Fakat yazar burda ince bir çizgiye değinmiş. Bi konuya on sene aralıksız şekilde körü körüne bağlanan bi düşünceyi, kötü düşünceyi aslında ne kadar da yanlış olduğunu ve de haber bile alamadığın o insan hakkında nefsine kapılarak vesvese şeklinde kötü ve olumsuz düşüncelere gitmenin sonucunda öğrenilen gerçeğin ne kadar acı ve ağır bir hadise olduğunu gözler önüne