Tüm çocukluğu ve gençliği boyunca tanımlayamadığı bir tür huzursuzluk içinde yaşamış ve Ruth’la karşılaşana kadar bir şey istediğini bilmekle birlikte, ne istediğini kestiremeyen ama yine de aramaya devam eden bir insanın çaresizliğini yaşamıştı. Şimdi ise bu huzursuzluğu daha da artmış ve ona daha fazla acı verir olmuştu, çünkü artık nihayet sahip olması gereken şeylerin güzellik, bilgi ve aşk olduğunu açık seçik ve kesin olarak anlamıştı.
Okuduğu sürüyle kitap huzursuzluğunun artmasından başka bir işe yaramamıştı. Her bir kitabın her bir sayfası bilgi âlemine açılan bir gözetleme deliği gibiydi. Bilgiye olan açlığı sanki okuduklarıyla besleniyor ve giderek artıyordu. Üstüne üstlük nereden başlayacağını da bilemiyor ve sürekli olarak hazırlıksız olmanın ıstırabını çekiyordu.
Aniden ayağa kalktı ve lavabonun üzerindeki pis aynada kendisini görmeye çalıştı. Yüzeyini biraz silip yeniden uzun uzun ve dikkatle baktı. İlk kez gerçek anlamda görüyordu kendisini. Gözleri görmek için yaratılmıştı ama o ana kadar dünyanın sürekli değişen görüntüleri ile doldurmuştu o gözleri ve çevreyi izlemekle meşgul olmaktan kendisine bakmaya bile fırsat bulamamıştı.