Gülcan

Gülcan
@__gulcan__
Puan vermedi·112 syf.··
2026 10. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 02 Haziran 2026 21:03
Dönemin kronolojik akışını aktarma konusunda başarılı bir belgesel ciddiyetine sahip fakat çizgi roman formatının getirdiği alan darlığı nedeniyle birçok dönüm noktası alelacele geçilmiş maalesef. ​Eserin en büyük eksikliği adının vadettiği derinliği sunamaması. Che Guevara’yı iç dünyası ve duygularıyla etten kemikten bir karakter olarak tanımak yerine; onu, tarihi olayların arasında sadece rolünü oynayıp çekilen bir yan figür gibi izliyoruz. Buna bir de konuşma balonlarının ritmini bozan zayıf bir çeviri eklenince, okuma deneyimi yer yer pürüzlü bir hal alıyor. Neticede, dönemsel olayları anlamak adına faydalı bir kronoloji olsa da, Che’yi bir insan olarak kavramak adına zayıf ve yetersiz bir çalışma olduğu kanaatindeyim.
CheSid Jacobson · Everest Yayınları · 201020 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
7/10
·656 syf.··
2026 9. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 17 Mayıs 2026 16:59
Bu kitaba başlarken beklentim oldukça yüksekti. İlk yarıda vadi tarihinin anlatımı, ailelerin kuruluşu, olayların başlangıcı ve yol ayrımları muazzam dinamik bir tempo yaratmış, hikaye beni içine hemen çekmişti. Esasen kitabın ilk yarısında neyin ne olduğu anlaşılmış, taşlar yerine oturmuş ve mesaj net bir şekilde alınmıştı. Tam da bu yüzden, hikaye ilerledikçe romandaki o sürükleyici hava gücünü kaybetti. Kitap yarıdan sonra inanılmaz bir vites düşürdü; söylemek istediği her şeyi zaten ilk yarıda tüketmiş gibi, kalan yüzlerce sayfa boyunca sıradan bir taşra dönem dizisi durağanlığına gömüldü. ​Kitapla ilgili en büyük sorun, içinde gerçekten dokunabileceğim, acısını ya da sevincini hissedeceğim etten kemikten insanların olmayışıydı. Karakterlerin hepsi soğuk, soluk ve hayali birer silüet gibiydi. Yazar bize gerçek insanlar sunmak yerine, kafasındaki felsefi tezleri anlatmak için birer kukla tasarlamış gibi hissettim. Roman, vadinin tarihini ve yazarın kendi aile geçmişini anlatma ısrarı yüzünden o kadar gereksiz uzatılmıştı ki, bir süre sonra edebi yoğunluk tamamen kayboldu ve benim de okuma keyfimi, konsantrasyonumu büyük ölçüde baltaladı. ​Yazarın bu felsefi anlatım kaygısı, karakterleri adeta iki farklı kampa bölerek kategorize etme takıntısında da kendini hissettiriyor. Kutsal metinlerdeki Kabil (Cain) ve Habil (Abel) mitolojisini hikayeye uyarlayacağım diye karakterleri daha doğdukları an isimlerinin baş harflerine göre iki zıt gruba ayırmış. İsimleri "C" harfiyle başlayanlar (Charles, Cathy, Cal) doğuştan karanlık tarafa, yani "Kabiller" grubuna; "A" harfiyle başlayanlar ise (Adam, Aron, Abra) saf ve aydınlık tarafa, yani "Habiller" grubuna yerleştirilmiş. ​Bu durum sembolik olarak güçlü görünse de insanları daha yolun başında, bu kadar keskin şablonlarla
Cennetin DoğusuJohn Steinbeck · Sel Yayıncılık · 201711,5bin okunma
7/10
·556 syf.··
2026 8. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 07 Mayıs 2026 11:20
1930'lar Amerika’sındaki Büyük Buhran ve Toz Çanağı felaketini, Joad ailesinin trajik göç hikayesi üzerinden okuyoruz. Eserin en güçlü tarafı ise tamamen gerçek tarihi olaylara dayanması ve sistemin insan onurunu nasıl ezdiğini tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermesi. Steinbeck, bu kitabı yazmadan önce göçmen kamplarında bizzat yaşamış; yani okuduğumuz detayların çoğu kurgu değil, birer gözlem ürünü. Bu haliyle kitap bir romandan çok, insanlığın karanlık bir dönemine tutulmuş sarsıcı bir ayna niteliğinde. ​Yazar; açlığı, ölümü ve sömürüyü anlatırken okuru da o tozun, çamurun ve umutsuzluğun içine hapsetmek istiyor. Ancak bu noktada bir gazeteci olmasından gelen detay verme alışkanlığı, bir "betimleme kalabalığına" dönüşüyor. Tozdan kamyon parçalarına, yol kenarındaki otlara kadar her ayrıntının aşırı dozda betimlenmesi, zaman zaman ana konudan koparıp akışı hantallaştırıyor. Üstelik Steinbeck’in orijinal dilde kullandığı o yerel Oklahomalı ağzı, Türkçeye çevrildiğinde yerini standart bir dile bıraktığı için, karakterlerin o çaresiz ve eğitimsiz hallerinden gelen vurucu duygu da kanaatimce biraz zayıflıyor. #spoiler ​Kitabın bende bıraktığı en tuhaf hisse gelirsek; o meşhur son sahne... Metaforik olduğu aşikâr olsa da tarif etmesi zor, rahatsız edici bir tadı var. Birçok eleştirmen bu sahneyi dini bir atıfla değerlendirip Rose of Sharon'ı acı çeken insanlığa hayat veren bir tür "Meryem Ana" figürü olarak görse de ne olursa olsun o tatsız hissi sevemedim. Karakterlerin simgesel temsilleri kitabın etkisini artırsa da bu tarz bir sonun bıraktığı o "garip" his bence değişmiyor. Gerçekçilikten uzaklaşıp rahatsız edici bir sembolizme kayıyor. İnsanî bir yardımlaşmayı anlatmak için seçilen bu yöntem, etkileyici olmaktan öte "zorlama" bir final hissi uyandırıyor
Gazap ÜzümleriJohn Steinbeck · Sel Yayınları · 202045,8bin okunma
Ölümsüz..
7/10
·141 syf.··
2026 7. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 25 Nisan 2026 15:51
Kendi yazdığı hikâyedeki o haklı ama çaresiz "Kuzu"nun kaderini, bizzat kendi hayatıyla mühürlemiş olması bu trajediyi daha da derinleştiriyor. ​Sırça Köşk kitabının sonundaki o meşhur cümle: ​"Sakın tepesine çökmekte tereddüt etmeyin; yıkılmaz sanmayın, yıkılır..." ​Sabahattin Ali, bu satırları yazdıktan kısa bir süre sonra, o "sırça köşklerin" gölgesinde hayatını kaybetti. İronik olan şu ki; onu yok eden sistem ve o dönemin güçlü isimleri tarih sayfalarında tozlanırken, onun kitapları bugün hâlâ elden ele geziyor ve haksızlığa karşı dimdik duruyor. ​Belki fiziksel bir mezarı yok ama fikirlerinin ulaştığı her zihin onun için bir anıt gibi.
Sırça KöşkSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 202069,9bin okunma
6/10
·512 syf.··
2021 30. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 02 Ağustos 2021 02:24
Ardında Bıraktığın Kadın, edebî kaygı olmadan yazılmış bir metin; bu açıdan tatmin edici değil maalesef. Kesinlikle örnek alınmaması gereken; aşk adı altında tüketim çılgınlığına kaptırılmış duyguları, kaybedilen değerleri romantikmiş gibi kaleme alan ve kitapları genellikle beğenilen Jojo Moyes yine aynı üslupla yazdığı ilişkilerin arasına I.Dünya Savaşı acılarını serpiştirmiş. Hangi dilde, hangi tarzda yazılırsa yazılsın savaş acıdan başka bir şey değil, bunda hepimiz hemfikiriz; kazananı olmayan, herkesin bir şekilde kayba uğradığı acılar silsilesi. Jojo Moyes savaşı nasıl anlatmış acaba diye merak edip okudum. Fazlaca bir beklentim yoktu fakat kitabı uzatmak adına konudan sapmalar oldukça fazlaydı. Okuma yalpalaması (reading slump) yaşandığında geçiş kitabı olarak okunabilir fakat beklenti düşük tutulmalı.
Ardında Bıraktığın KadınJojo Moyes · Pegasus Yayınları · 20142,274 okunma