Tarif etmesi güç bir hüznü vardır yolculukların.. Ne kadar kalabalık olursanız olun ne kadar eğlenceli ve coşkulu geçerse geçsin, perdenin arkasında incecik bir hüzün dumanı yükselir her zaman. Ne olursa olsun, her gitmenin içinde bir şeyleri ya da birilerini terk etmek vardır. Üstelik çoğu zaman bırakmak istemediklerin de kalır geride... Bırakmak istemediklerin, bazen gidiş sebebin olurlar, bazense dönüş biletin...
- Sıcak, rahat bir oda ve bu koğuş arasında hiçbir fark yok, dedi. - İnsanın huzuru ve memnuniyeti dışarıda değil, içindedir.
- Nasıl yani?
- Sıradan bir insan iyiyi ya da kötüyü dışarıdan, yani bir atlı arabadan ya da bir çalışma odasından bekler. Düşünen bir insan ise kendinde bulur.
O artık yok diye, yol da mı bitmişti sanki? Belki yolun bir yerinde karşılaşırdık yine, olamaz mı? Belki üzerimize düğümlenen yollar çözülüverirdi bir durakta, yeni kaderler açılırdı önümüze.
Gidişine alışmaya çalışmak yerine onu bulmak için çabalamak birlikte yapamadığımız yolculuğa onu içimde taşıyarak çıkmak başlı başına bir isyan, bir ayaklanma, bir aydınlanmaydı benim için.
Müsvedde hayatlar yaşıyoruz, öylesine ciddiye almadan, özenmeden. Hep bir gün toparlarız düşüncesi var kafamızda. Hepimiz hiçbir zaman gelmemiş ve gelmeyecek o gün umuduyla yaşıyoruz.