Meلisa

Meلisa
@__mg
42 okur puanı
Ocak 2022 tarihinde katıldı
Soru 6: Bu dünyada, neyden korkar ve çekinirsin? Cevap: Peygamber Efendimizin şu hadisinde geçen bir gruptan olmaktan çok korkarım: "Kıyamet günü hesabı ilk görülecek kişi, şehit düşmüş bir
Filistin
Mutsuz insan var mıdır?
Herkes az veya çok mutludur. Kişi kendini çok mutlu insanlarla kıyaslayınca mutsuz, kendinden daha az mutlu insanlarla mukayese ederse, mutludur. Bu kadar basittir. Aslında mutsuzluk, yalnızca bir kelimedir, bir yorumdur, insanın icat ettiği izafi bir kavramdır. Dünyaya insanla birlikte gelen bir düşüncedir. Boethius, "Mutluluk dünyanın değil, aklın bir durumudur" derken bunu kastediyor olmalıdır. İnsan, kendine ait az mutluluğun adını 'mutsuzluk' koyup, hırsla daha büyük bir mutluluğa gözünü diker ve elinde var olan mutluluğu küçümsemeye başlar, gün gelir o az mutluluk da elinden uçup gider. Gözümüz hep büyük mutluluklardadır, küçük mutlulukları yaşamayı becerebilmişiz gibi. Bu durum Aldous Huxley'in şu cümlesini hatırlatıyor: "Başka gezegenlerde hayat var mı diye merak ederiz, sanki bu gezegende yaşamayı becerebilmişiz gibi!"
Kitap Alıntısı
"Yeter ki, şimdi, şu anda tadım kaçmasın" düşüncesindedir insan. Ancak bu düşünce daima tadının kaçmasıyla sonuçlanır. Kayıplar olacaksa bugün olsun, ama haz, ödül ve mükâfat varsın şimdi olmayıversin, demeyi öğrenmelidir insan. Gerekirse bugünü karartmalı ama geleceği karartmamalı, dünyasını kaybetse de âhireti kaybetmemelidir. Geçici bir hazzın hatırına sonsuz saadet olan âhiretini kurban etmemeli, bilakis, kalıcı âhiret mülkleri için, geçici heveslerini terk etme yolunda olmalıdır. Sıkıntıları vaktinde yaşamalı, kendiyle zamanında hesaplaşmalı, bedelleri yerinde ödemelidir.
Kitap Alıntısı
Hayatımıza son vermek varken neden katlanıyoruz bunca acıya?
Shakespeare'in Hamlet'te acılar içerisinde olsa bile var olmanın asıl mesele olduğunu anlattığı satırları, tarih kubbesinde en çok çınlamış sadalardan biridir: "Olmak ya da yok olmak... İşte asıl mesele bu... Acaba zalim feleğin okuna, taşına göğüs germek mi, yoksa bu mihnet deryasına karşı koyarak hepsine son vermek mi daha asil bir hareket olur? Ölmek: Uyumak... Hepsi bu kadar... Ve bir uykuyla bütün kalp ağrılarını, vücudun yakındığı bin bir tabii derdi dindirebilmek... İşte varlığımızın özlediği netice! Ölmek, uyumak, uyumak! Belki bir rüya görmek... Ah, işte güçlük burada!Çünkü ruhumuz bu fani kalıptan sıyrılıp ölüm uykusuna daldığında nasıl bir rüya göreceğimizi kim bilebilir? İşte bizi düşündüren ve uzun ömür felaketine katlandıran bu... Yoksa kim, bir yalın hançerle hayata son vermek varken zamanın darbelerine ve hor görmesine, zalimin zulmüne, mağrurun küstahlığına, reddedilmiş aşkın sızılarına, adaletin sürüncemesine, mevki sahiplerinin hakaretine,liyakat ehlinin liyakatsizler tarafından aşağılanmasına katlanır?"
Kitap Alıntısı
Allah Teâlâ dünyaya, "Ey dünya! Senden kaçanın peşinden koş. Sana hizmet etmeye çalışanı hizmetine al, köle yap, sana bakanlara şirin görün" diye emir vermiştir (İmam Gazali, Kudsi Hadisler). "Hakikat ehlinin alameti bela içinde olmasıdır" demiştir. Musab b. Sa'd babasından rivayetle anlatıyor: "Dedim ki: Ya Resulallah, insanların belası en çetin olanı kimdir? Buyurdu ki: Peygamberler ve sonrada derece derece müminlerdir. Kişi dini nispetinde bela görür. Dini kuvvetli ve sağlam ise belası ağır olur. Dininde zayıflık söz konusu ise dini kadar bela görür. Bela insanın yakasına öylesine yapışır ki, günahsız gezene kadar peşini bırakmaz" (Tirmizî, Suyûtî).
Kitap Alıntısı