İksir dersleri Harry için haftalık işkenceye dönüşmüştü -Snape öylesine acımasız davranıyordu ki kendisine. Felsefe taşını öğrendiklerinin farkında mıydı yoksa?
Nasıl öğrenebilir diye düşünüyordu Harry- 𝐚𝐦𝐚 𝐛𝐚𝐳𝐞𝐧 𝐤𝐨𝐫𝐤𝐮𝐧ç 𝐛𝐢𝐫 𝐝𝐮𝐲𝐠𝐮𝐲𝐚, 𝐨𝐧𝐮𝐧 𝐚𝐤ı𝐥𝐝𝐚𝐧 𝐠𝐞ç𝐞𝐧𝐥𝐞𝐫𝐢 𝐨𝐤𝐮𝐲𝐚𝐛𝐢𝐥𝐝𝐢ğ𝐢 𝐝𝐮𝐲𝐠𝐮𝐬𝐮𝐧𝐚 𝐤𝐚𝐩ı𝐥ı𝐲𝐨𝐫𝐝𝐮.
Kimse kendilerini duymasın diye, Harry alçak sesle Snape'in Quidditch maçında hakemlik edeceğini anlattı.
Hermione "Oynama," dedi hemen.
"Hasta olduğunu söyle," dedi Ron.
Hermione "Ayağın kırılmış gibi yap," diye önerdi.
"Ayağını gerçekten kır," dedi Ron.
"Efendim - Profesör Dumbledore? Size bir şey sorabilir miyim?"
Dumbledore gülümsedi. "Tabii, sordun ya zaten. Ama istersen bir şey daha sorabilirsin."
"Ayna'ya bakınca siz ne görüyorsunuz?"
"Ben mi? Elimde bir çift yün çorapla kendimi görüyorum."
Harry boş boş baktı.
"İnsanın hiç yeteri kadar çorabı olmuyor," dedi Dumbledore "Bir Noel daha gelip geçti, bir çift çorap veren olmadı. Herkes bana kitap armağan ediyor."
Harry Potter ve Felsefe Taşı
Konuğumuz: Felsefe Taşı ve 11 yaşındaki Serra
Bugün 2.5 saatlik bir yolculuğum vardı, denizde telefona baktığımda deniz tuttuğu için yolculuğun ortasında kitap okumaya karar verdim. Acele etmeden başka yapacak bir işimin olmadığını bildiğim o ortamda Harry Potter okumak aşırı huzur vericiydi, terapi gibi. Bu kitabı belki de 10.okuyuşum falan ama her seferinde biraz daha farklı olsa da aynı mutluluğu yaşayabiliyorum ve bence bu muazzam bir şey. Okurken 11 yaşındaki Serra'ya okur gibi hissettim, bir nevi kendimle bir barışma da içeriyordu bu okuma. Belki de bu durumu sadece fazla abarttığımı düşünüyorsunuz ama bazen cidden çok küçük şeylerden de zevk alabiliyor insan, özellikle de hayatının sürekli bir koşuşturma içinde geçtiği bir dönemde huzur dolu tasasız bir 1.5 saati varsa ve onu sevdiği bir şeyi yaparak değerlendirebiliyorsa...
Buraya çok böyle ileti gönderir miyim bilmiyorum ama siftahı Harry Potter'la yapmak güzel oldu bence.