"Şimdi tutturduğum yolu sonuna dek sürdürmek zorundayım; okumazsam, kendi bildiğim gibi çalışmazsam, hiçbir şey yapmazsam, aramaktan vazgeçersem, işte o zaman yok olurum. En acı yazgı olur benimki."
Hypatia'nın öğrencilerine söylediği ilk şey, babasının ona öğrettiği ve kendisine kılavuz olarak tayin ettiği, "Düşünme hakkını saklı tuť." öğretisiydi.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Tutku sahibi olmamışların, tutku(lar) ile sorumluluk(lar) arasında yapacakları tercihin istikameti belli; buna mukabil sorumluluklarını yerine getirmekte aciz olanların tutkularına yenik düşecekleri ve ister istemez tutkularını yüceltecekleri de...
Bu yüzden sorumluluklarının farkında olmayan tutku sahiplerinin ve/veya tutkunun ne menem bir şey olduğundan habersiz sorumluluk sahibi zevatın tercihlerini tartışmanın -hiç değilse bu bağlamda- bir anlamı yok. Bilakis asıl trajik olan: sorumluluk bilinci taşıdıkları, hatta sorumluluklarını yerine getirme kabiliyet ve kudretine sahip oldukları hâlde bir tutkunun pençesinde kıvranan kimselerin yaptıkları/yapacakları tercihler. İki zorunludan birini seçmek yani.
Bir zamanlar Batı'da "en nihayet hiçbir şey bilmediğini bildiğini itiraf eden" kilise hocalarına professeur (=bilmediğini itiraf eden) ünvanı verilirdi; itiraf ettirene ise confesseur. Şimdiyse bu unvan, dünyadan haberleri bile olmadığı halde herşeyi (!) bildiklerini vehm ve iddia edenlere veriliyor; yani hayret yetisini kaybedenlere.