"Şimdi tutturduğum yolu sonuna dek sürdürmek zorundayım; okumazsam, kendi bildiğim gibi çalışmazsam, hiçbir şey yapmazsam, aramaktan vazgeçersem, işte o zaman yok olurum. En acı yazgı olur benimki."
Ülkemizin sağcı veya solcu kesimlerinde aynı gösterişçi merakın tezahürlerini görebiliyoruz. Oysa hem sosyalist anlayış ve hem de İslam dini tüketim çılgınlığını ve gösterişi reddeder. İslami terbiyeyle yetişmiş biri asla israfa yakın durmaz ve şatafatlı kutlamalar ve eğlenceler organize etmez. Müslümanlık sadelikten yanadır ve mümkün olduğunca şaşaadan uzak durulması gerektiğini öğütler.
Dış görünüşe haddinden fazla önem verip bunu metalaştıran insanların, yaşamın gerçekliğinden koptuğunu söyleyebiliriz. Doğanın işleyişine bakıldığında, hayatı kolaylaştıran en önemli unsurun sadelik olduğu anlaşılabilir.
Gurbette olmak ve gurbette hissetmek arasındaki ince çizgi...
Gurbette hissediyordum ama evimdeydim. Kaçıyordum bir adım bile atmadan. Bakıyordum da görmekten korunuyordum. Dinliyordum ama büyük bir sessizlik içinde kafayı yemek üzereydim. Sevdiğim insanlarla dolu ortamlarda yapayalnız kalmıştım çoğu zaman. Kitaplar, bana yeni birkaç insan ve yeni birkaç hayat taşır mısınız? Hangi yüzyıldan olduğunun bir önemi yok. Sadece onu tanımaya çalışmak beni biraz oyalasın istiyorum. Belki tanıdık bir yüze denk gelme umudum bir süre beni mutlu etsin mesela. Biliyorum ardından yine aradığımı bulamamış hissedeceğim ama bunu başarana kadar deneyebilirim. Aynı anda birkaç kitapla devam ediyorum yolculuğuma, bana aradığımı verebileceğinize inanmışım gibi davranmak istiyorum.
Maalesef 'gibi davranmak' hayatımın merkezinde şu ara, ondan kurtulamıyorum...
Çünkü hayat hep ikiye ayrılır: Yaşanacak hiçbir şeyi yaşayamayanlar ve yaşanmayacak her şeyi yaşayanlar.
(...)
Şimdi sen gelmiyorsun, beni de oraya aldırmıyorsun. Peki, ben ne yapacağım?
(Beyazıt Bestami Keçeli/İzdiham 43)