The Misanthrope

Sümbül Dudu: « Ah benim güvercin kuşum… Seni Allah’ın cehennem zebanileri sankileyim bir düzenin tam noktasına atmışlar… Ne kadar pır pır etsen, kanatçıkların hava alamoor… Uçamoorsun Cevriyem!.. İnsan yüreği bir bülbüldür; feryat edemezse ortalık yerinden çatlar, aşk dediğin bir ateştir, içinde yanan kebap olur. Sende karasevda var Cevriyem… Sen at bu sevdayı… Vazgeç, sana hayatta lüküs yollar açılmış… Cephene bak, gerine bakma… Geçmişe mazi, yenmişe kuzu derler… Falında çıkan işaretleri fehmedebilsen, hayatın abus mendebur çehresi sana tebessümnâk olur… Ama sende karasevda var!..»
Sayfa 221 - Doğan Kitap, II. Baskı: Şubat 2004, İstanbul·Kitabı okudu
Roman-Edebiyat
Reklam
« Dili sarhoşluktan dolanarak: - Görmüyor musun, dedi, halimi görmüyor musun? Açık kalmış meyhane kapısından utçunun sesi sızlıyordu. "Gözlerinden bellidir Cevriye… Sende karasevda var." Cevriye: "Bende karasevda var!" dedi. "Görmüyor musun? Bende karasevda var…" Ve hıçkırmaya başladı.»
Sayfa 217 - Doğan Kitap, II. Baskı: Şubat 2004, İstanbul·Kitabı okudu
Roman-Edebiyat
« — Allah’ı çok mu seversin, Cevriye? Cevriye’nin sesi birdenbire derin bir mana almıştı: — Ondan başka sevecek kimsem yok ki, abi. — Onu niçin seviyorsun? — İnandığım için. — Ona çok mu inanıyorsun? — İnanıyorum elbette. Ona inanmayıp da kime inanayım?»
Sayfa 133 - Doğan Kitap, II. Baskı: Şubat 2004, İstanbul·Kitabı okudu
Roman-Edebiyat
« “Kız kolunda damga var, damga var!” diye okuyunca Cevriye, şiddetle iki kolunu birden meze tabaklarının, rakı şişelerinin, kadeh ve bardakların arasına uzattı. Masada bir şangırtı oldu. Hepsi masanın üzerine dayanmış bu ince, esmer ve güzel kola baktılar. Bu kolların her iki bileğinde de dövmeden yapılmış, hakiki kelepçe büyüklüğünde iki kelepçe resmi vardı.»
Sayfa 45 - Doğan Kitap, II. Baskı: Şubat 2004, İstanbul·Kitabı okudu
Roman-Edebiyat
«FOSFORLU Cevriye»
« Kapkara gözleriyle, siyah kıvırcık saçları ve ince burnu, kalın ve kızıl dudaklarıyla ne kadar güzeldi. Gözlerinin içinde ufak yıldızcıklar, saçlarının siyahlığından ufak pırıltılar, dudaklarının arasından gözüken dişlerinde sanki bir şehrayin vardı. Fosforlu gibi ışıl ışıl yanan yüzü hakikaten güzeldi.»
Sayfa 34 - Doğan Kitap, II. Baskı: Şubat 2004, İstanbul·Kitabı okudu
Roman-Edebiyat
Reklam