The Misanthrope

The Misanthrope
@_alceste_
SDÜ/ Türk Dili ve Edebiyatı appraf.com/the_misanthrope
Wuthering Heights (1992)
Kitap bitmeden sinemada izledim, ama zaten çok bir şey kaçırmadım. Yeni versiyonda bazı karakterlerin eksikliği, Isabella’nın farklı sunumu ve Heathcliff’in romantize edilmesi beni tatmin etmedi. 1992 yapımı Wuthering Heights ise metne sadık, karakterler ve atmosfer açısından çok daha başarılı bir versiyondu. 👍🏻
Film
Reklam
Başlarken;
« Mr. Heathcliff' in oturduğu evin adı Wuthering Heights. "Wuthering', taşra dilinde, fırtınalı günlerde bu evi saran uğultulu havayı belirten, anlamlı bir sıfattır. Bu tepede her zaman için temiz, sağlam bir hava olduğu belli...» (s. 10) Uğultulu Tepeler, Emily BrontëEmily Brontë
Roman-Edebiyat
İşin Bencesi Bu:
Okumak paylaşmak değildir; paylaşmak da anlamak demek değildir. Bazı metinler sessiz okur ister, vitrin değil. Alıntı, metne açılan bir kapıdır; metnin kendisi değildir. Metinle yaşamak değil, metni vitrine dizmek. Alıntı bazen araç olmaktan çıkıyor, amaç oluyor. Kitap okunmuyor; parçalanıp dolaşıma sokuluyor. Ruh değil, cümle kazanıyor. En büyük kayıp da şu: Bazı kitaplar alıntıyla anlaşılmaz. Onlar tempo ister, sessizlik ister, hatta sıkılmayı bile ister. Gün boyu alıntı paylaşıldığında bu kapı yıkılıyor, duvar yıkılıyor. Metnin ritmi, susuşları ve sabır isteyen ağırlığı görünmez oluyor, açıkçası. Bence bu bir okuma biçimi değil; tüketim çılgınlığının bir başka şekli. Metni anlamak için değil, paylaşılabilir cümle avlamak için okuma. Bu da okumanın amacını tersine çeviriyor. Ve kitabın büyüsünü de öldürüyor.
Roman-Edebiyat
"Eşyaların Diliyle Bir Oda"
« Ahşap bölümleri parlayan kırmızı kadife mobilyalarla doluydu. İçinde laleler duran birkaç vazo, iki kanarya kafesi, ikisi birbirinden daha yüksek sesle tiktak etmeye uğraşan iki saat· de vardı. Pencereler hemen her zaman kapalı dururdu ama oda küf kokmazdı. Dükkana açılan kapı açık olduğunda ilaç ve kolonya kokusu gelirdi. Gerideki masanın üstünde duran ispirto ocağının üstünde koca bir çaydanlık kaynardı hep. Mavimsi alev buna bir mihrap havası veriyordu.» Günaydın GeceyarısıGünaydın Geceyarısı (s.111)
Roman-Edebiyat
Son zamanlarda yaptığım bir incelemeye gelen bir yorum vesilesiyle bunu yazma ihtiyacı hissettim. Kitaplar üzerine yazılan metinler aynı nitelikte olmak zorunda değil. Kimi okur kısa bir tanıtım yapar, kimi arka kapak, önsözden.. faydalanarak ilerler, kimi de metnin kendisiyle uzun uzun düşünür, sorgular, çıkarımlar yapar. Bunların hiçbiri diğerinden üstün ya da değersiz değildir; hepsi bir okuma tercihidir. Ancak bir metni okumayı seçip, onu uzunluğu ya da düşünsel çabası üzerinden küçümsemek eleştiri değildir. Eleştiri, metinle kurulan bir ilişkiden doğar; alay ise ilişki kurmaktan kaçınmanın kolay yoludur. Ben kitapları alıntı paylaşmak ya da hızlı tüketmek için okumuyorum. Beğendiğim bir metinse üzerine düşünmeyi, beğenmediysem nedenlerini aramayı tercih ediyorum. Benim yazdıklarım bir tanıtım metni niteliği taşımıyor. Her metin kapatılıp rafa konmaz. Bazıları insanın içinde dolaşmaya devam eder; akıldan geçer, kalbe takılır, orada bir süre yaşar. Benim de yaptığım bu tam olarak. Yazdıklarım herkes için olmayabilir; zaten olmak zorunda da değil. Okumamak her zaman bir tercihtir, küçümsemek değil. Bir metni anlamaya çalışan tek bir okura bile ulaşabiliyorsam, benim için yeterlidir.
Okurluk
Reklam