"Başımı kitaptan kaldırıp odama, dolabıma,yatağıma bakarsam ve penceremden dışarıya bir göz atarsam,dünyayı bıraktığım gibi bulamayacağım korkusu içime yerleşiyordu çünkü."
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Çevremdeki dünyanın da baştan aşağıya değiştiğini o zaman korkuyla fark ettim ve şimdiye kadar hiç duymadığım bir yalnızlık duygusuna kapıldım .Sanki dilini , alışkanlıklarını, coğrafyasını bilmediğim bir ülkede yapayalnız kalmıştım.
Bu yalnızlık duygusunun verdiği çaresizlik bir anda beni kitaba daha sıkı sıkıya bağladı."
"Bir yolculuk vardı,hep vardı,her şey yolculuktu.Bu yolculukta beni hep izleyen ,en olmadık yerde karşıma çıkıverecekmiş gibi yapan ,sonra kaybolan, kaybolduğu için de kendini aratan bir bakış gördüm;suçtan , günahtan çoktan arınmış yumuşak bir bakış...Ben o bakış olabilmek isterdim .O bakışın gördüğü dünyada olmak isterdim.O kadar çok isterdim ki bunları,o dünyada yaşadığıma inanasım geldi.Hayır ,inanmaya bile gerek yoktu; orada yaşıyordum ben.Kitap da ,tabii,ben orada yaşadığıma göre ,benden söz ediyor olmalıydı.Benim düşündüklerimi,benden önce biri düşünüp yazdığı için böyleydi bu."
"Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti. Daha ilk sayfalardayken bile, kitabın gücünü öyle bir hissettim ki içimde ,oturduğum masadan ve sandalyeden gövdemin kopup uzaklaştığını sandım. Ama gövdemin benden kopup uzaklaştığını sanmama rağmen, sanki bütün varlığım ve her şeyimle her zamankinden daha çok sandalyede ve masanın başındaydım ve kitap bütün etkisini yalnız ruhumda değil beni ben yapan her şeyde gösteriyordu .Öyle güçlü bir etkiydi ki bu, okuduğum kitabın sayfalarından yüzüme ışık fışkırıyor sandım:Aynı anda hem bütün aklımı körleştiren hem de onu pırıl pırıl parlatan bir ışık. Bu ışıkla kendimi yeniden yapacağımı düşündüm, bu ışıkla yoldan çıkacağımı sezdim ,bu ışıkta daha sonra tanıyacağım, yakınlaşacağım bir hayatın gölgelerini hissettim"
...
Bir sarmaşık gibi birbirine dolanan,kesişen sonra apayrı istikametlere yol alan hikayeler.Evvelde,anda,sonrada yaşam bulanların koca bir kavşakta hemhal olmaları.Kumarbazın,şairin, dilencinin, padişahın, evliyanın ve insanoğlunun binbir türlü halinin aynı tasta olmasada yudumladıkları dünya...
Ve bunların en tepesinde tahtına kurulmuş olan "Bilgi".Bunca yoklukta var olan belki de tek hakikat.Bilmiyorum ,bilmek duygusunu da hiç tatmamış olacağım ki ne varlığımın bir düşten ne de var olanın benim bir düşümden ibaret olabileceğini henüz düşünmemiştim.Düşünmeden var olmak ve düşlemeden bildiğini söylemek pek akıl kârı değil sanırım.Bu sözleri Uzun İhsan Efendi fısıldıyor kulağıma aksi takdirde bu fikriyata tek başıma ulaşamayacak kadar silik bir karakterim.Aklım ancak görünen ve görünmeyeni algılayabiliyor.Ya olmayan ,boşluk?Onu neden algılayamıyorum? Boşluk var olmayan mıdır yoksa başlıbaşına bir "Varlık" mı?İçimdekiler mi veyahut dışımdakiler mi? Bilemiyorum.İşte bunları da Uzun İhsan Efendi söyletiyor bana.Ama şu da varki düşlemediğim müddetçe o da olmayacak.Ve belkide beni düşleyen, düşlemekten vazgeçerse ben olmayacağım.Kafanız karıştı değil mi :)
Benim de ama şu hayatta tattığım en lezzetli karışıklık .Öyle bir karışıklıkki sanki fi tarihinde Galatada kumarhanelerin birinde oturmuşum.Arkamda da enfes bir tarihi fon çalıyor ve zihnimde masamdaki yıllanmış şarap kadar sersemletici düşünceler.İki filozof durmadan çatışıyor kafamda birinin dili kılıç kadar keskin ancak diğeri de Halep'in en usta hırsızı gibi kılıktan kılığa girip vermiyor kelleyi.Ben ise köşebaşındaki dilenci misali ellerimi açmış onlardan hakikat dileniyorum.Hani belki o uğursuz kara para elime düşer de o bilmek yükünü omuzlayabilirim .Bunca aptalın içinde bilen bunca hayalin içinde gerçek