I.Dünya Savaşı’nı yaşamış ve II. Dünya Savaşı’na dayanamayacağını bilen Zweig bu kitabı 1930’ların sonunda,Hitler’in yükseldiği ve Avrupa’nın totaliter ideolojilerle dolup taştığı dönemde yazıyor.O yüzden bu okumayı yaparken bir öte zaman mesajı almamak mümkün değil.Castellio’nun Calvin’e karşı mücadelesini anlatırken bir taraftan da kulağımıza şunu fısıldıyor:
“Bugün hepimiz yeni Calvinler karşısında yeni Castelliolar olmalıyız.”
Castellio,Fransız asıllı hümanist bir teologdur.Gençliğinde Calvin’in reform hareketinden etkilenmiş,başlarda bu hareketi desteklemiştir.Ancak sonra,zorbalaşan Calvin’e direnmiştir.Özellikle Serveto Cinayeti diye bilinen acı olaydan sonra tutumu değişmiştir.Çünkü Castellio’ya göre inanç asla zorla dikte edilemez.Dini özgürlük insanın en doğal hakkıdır. “Bir insanı düşüncelerinden ötürü öldürmek,Tanrı adına cinayet işlemektir.”diyen Castellio tüm dogmalara isyan etmiştir.Haliyle Calvin tarafından hain ilan edilmiş,kitapları yasaklanmış ve fikirlerine sansür uygulanmış. Yetmemiş,hakkında asılsız söylentilerle yalnızlığa ve sürgüne itilmiştir.Ancak her şeye rağmen doğru bildiğinden asla vazgeçmemiştir.
İşte Stefan Zweig XVI. yy karanlığında yaşanan bu olayı usta kalemi ile kendi yüzyılına ve daha ötesine çekmeyi başarmıştır.Kitabın son bölümünde yayıncının açıklamaları biraz kafamı bulandırdı.Çünkü Zweig ara ara Calvin’e haksızlık etme çekincesini dile getirmiş. Nitekim Calvin’i modern dünyayı şekillendiren büyük bir fikir adamı olarak da kabul etmiştir. Bunda haksız da değil. Özellikle dini ve dogmayı kullanarak toplumu ve asırları şekillendiren nice öncüler varken(!) Hep de başarılı olmuşlar. (Sezar’ın hakkı Sezar’a) Calvinizm önce Avrupa’nın sonra da Amerika’nın sistem etiğine uyumsanmış ve günümüzün başat ekonomik-yönetim biçimlerine temel