"Ömrünüzün üçte birini uykuya, diğer üçte birini yiyecek, giyecek ve ev masraflarınızı karşılayabilmek için çalışmaya harcadığınızı göreceksiniz. Geriye kalan kısa zaman ise eğitim, futbol maçları, filmler, saçma sapan tartışma ve kavgalara gidiyor. Bu durumda yetmiş senelik ömrünüzün yedi dakikasını bile kendinize ayırabilmişseniz eğer, bence bilge biri sayılırsınız!"
Osho'don ilk kez kitap okudum. Bildiğim kadarıyla zaten kendisinin kitabı yok, ancak fikirleri daha sonra kitaplaştırılmış. Ölmeden Önce Ölünüz çok değerli bir arkadaşımın tavsiyesiyle iki saatte okuduğum bir kitap.
Osho'nun kendi hayatından verdiği örneklerle, ona sorulan sorulara verdiği cevaplarla, anlattığı hikayelerle oluşmuş bir kitap Ölmeden Önce Ölünüz. Konusu ölümün bir son olmadığı, onun hayatın bir parçası olduğu kabul edilirse başa geldiğinde daha kolay karşılanacağı üzerinde oluşmuş. Kimi katıldığım, kimi katılmadığım yerler olsa da ben kitabı beğendim.
Bir adamın annesinin ölüm haberiyle başlayan hikaye daha sonra birini öldürüp yargılanmasıyla devam eder. Önce annesinin cenaze töreni anlatılır. Cenaze sırasında ne kadar sakin olduğunu kendi de dile getirir. Daha sonra hemen hayatına devam etmesini kendi de yadırgar ancak hayat devam ediyorsa akışa kapılmanın ne sakıncası olduğunu da düşünür.
Arkadaşlarıyla gittiği bir gezi sırasında aslında onu çok ilgilendirmeyen bir olaya karışıp birini öldürür ve böylece yargılanmaya başlar. Ancak zamanla neyle yargılandığı birbirine karışır. Bir anda annesinin cenazesindeki sakinliği yüzüne vurulur. Her şeyin birbiriyle bağdaştırılması, hayatı hakkında başkalarının kendinde söz hakkı bulması onun zaten yabancı hissettiği topluma karşı daha da yabancılaşmasını sağlar.