Yaprak Dökümü romanını okumayan, okumasa da bilmeyen yoktur bence. Ben ilk kez lisede edebiyat sınavında sorulacak diye okumuştum. Bugünlerde ne okusam diye çok kararsız kaldığım için eskiden okuduğum kısa kitapları da okuyorum.
Romanın konusunu aşağı yukarı biliyorsunuzdur. Beş çocuk sahibi Ali Rıza bey prensiplerine bağlı bir insandır. Doğrularından vazgeçmeyen, yanlışın olduğu yerde itiraz etmeden duramayan Ali Rıza beyin en büyük amacıysa evlatlarını doğru bir şekilde yetiştirmektir. Yıllar üzerine ailesiyle İstanbul'a dönerler ve çocuklarının her biri bir yerlere savrulur. Kendisi bir ağaçsa onların hali de ona göre yaprak dökümü gibi gelir.
"Öyle bir aşk bekliyordu ki hayattan, yüzünde birdenbire patlayan bir tokat gibi, onu serseme çevirsin. Eli ayağı tutulsun, kesilsin. Böyle aşka aşk derdi Aziz Bey."
Hikaye yaşlı Aziz beyin çalıştığı iş yerindeki patronunun ona tokat atmasıyla başlar. Evinde bu tokatın hüznüyle oturan Aziz bey geçmişini düşünür. Genç Aziz babasıyla zıtlaşan, dedesinden yadigar tamburu çalarak günlerini geçiren biridir. Ancak hayatının dönüm noktasını aşık olduğu kızın peşinden memleketini terk etmesiyle yaşar. Bu aşktan umduğunu bulamayınca, dil bilmediği, yol bilmediği bir ülkede tek başına kalır. Bir süre sonra ülkesine dönebilmek için meyhanelerde tambur çalmaya başlar. Döndüğünde de ailesiyle arasını düzeltemez ve yine müzisyenlikle geçimini sağlayan, giderek ketumlaşan ve kendini beğenen, yaşadığı hüsrana uğramış aşktan sonra aşık olamayan bir adam olur. Yıllar içinde hayat arkadaşı olsun diye evlendiği kadını da ihmal eder. Sadece işiyle, tamburuyla, müşterilerinin övgüleriyle var olan biri olur. Tokat yediği akşam tüm bunları düşünür işte Aziz bey. O tokatın neden atıldığı da romanın sonuna kadar gizemini korur.