"Bugününe, anına, yaşadığı hayata sahip çıkmayı beceremezken, geçmişin elini kolunu bağlayarak, olmuş bitmiş geçmiş gitmiş bir anı durdurmanın anlamı ne?"
Mine Söğüt'ün kitaplarında hikayeyi anlatırken iç içe geçmiş zamanlara, karakterler arasındaki beklenmedik bağlara alışkınım ancak bu kitapta bu karmaşa çok fazla. Bitirdiğimde kim kimdi diye düşündüm ve bilemedim. Sahaflarda eski fotoğraflar arayıp onlara senaryolar yazan adam da, o fotoğraflardaki insanlar da, evden kaçanlar da, gece yarısı arabadan atılan kadın da, ona yardım eden adam da tüm hikaye etrafında toplanan Madam Arthur beyin kendisi olabilir. Ya da bütün bunlar onun hayali olabilir. Belki bir zamanlar tanıştığı kişiler de olabilirler. Belki hiçbir bağlantıları olmayabilir. Bu kitap ve karakterler bende böyle bir izlenim bıraktı. Evet yazarın dilini ve birkaç kitabını severim ama bu kadar iç içelik bu kez okurken biraz yordu.
"Burada olsaydın anlatacak çok şeyim vardı. Belki de susardım saatler boyu. Konuşmam gereken hiçbir yerde konuşamadığım gibi. Sokak lambasının odaya vuran yarım yamalak ışığında, birkaç dize şiir okurdum yorgun gözlerimle."
Kekeme Çocuklar Korosu, radyocu bir adamın kendi kendine konuşmaları, dinleyicileriyle konuşmaları, öfkesi, merakı, sorguladıkları, cevapladıkları, cevap bulamadıkları üzerinden anlatılırken doksanlı yıllara da şöyle bir uğruyor.