Bilge Aslan

Bilge Aslan
@_bilgeeaslan
Herkesin bahanesi var, senin yok. Günahlı bir gölgenin serinliğinde biraz bekleyebilirsin, daha sonra burada kalamazsın, başa dönemezsin!
Reklam
Gecenin bir vaktinde şehre girdim. Sokaklarda ne bekçi vardı, ne asker. Hiçbir evin kapısı kilitlenmemişti. Gece gündüz ahalinin üzerine rahmet yağıyordu. Her mahalle bir mektep, her fert talebe idi. Bilenler bilmeyenlerden mesul, güçlüler zayıflardan sorumlu idi. Hastalar hastalıkları için üzülmüyor, sağ­lar sağlık sebebi ile kasıla kasıla gezinmiyordu. İnsan­ların elinde para, mektupların üzerinde pul yoktu. Kimse amir değildi ve memur da yoktu. Bu şehrin bir kapısından girip öbür kapısından çıkın­caya kadar bildiklerimi unuttum, unuttuklarımı hatır­ladım. Var olan varlığım yok olmuş, yoktan var edilmiş idim.
Sayfa 90
Bu şehir yerlerinin insanlarında ne kadar çok müşkil, ne kadar çok sual var imiş. Bir kısmını sayayım da neler olduğu anlaşılsın. Bir şu kadar param vardır, bu parayı hangi işe yatır­sam benim için daha hayırlı olur? -En fazla sorulan su­al bu-. Müslümanın sağcısı solcusu olur mu? Gelinimiz, damadımız fazla çocuk sahibi olmak iste­mezler; bunun dahi türlü türlü yolları icad olunmuş­tur, bütün bunlar tatbik edilse caiz midir? İmal ettiğimiz mallardan satılmayıp elde kalmış ve de eskimiş bir kısım vardır ki bunları zekat olarak versek doğru mudur? "Öyle bir zaman gelecek ki, insanlar kazançlarının he­lal mi, haram mı olduğuna bakmayacaklar artık" şek­linde bir hadis-i şerif vardır. Bu zaman gelmiş midir? Piyasada satılan birtakım yağlar vardır ki margarin derler, bunlara domuz yağı karışmıştır diye şaibe altın­dadır. Bunları alıp yemek uygun mudur? Kadınlarımız, kızlarımız şöyle mi örtünsünler, böyle mi örtünsünler? Artık tababet ilerlemiş, bir insanın kalbi diğerine nakle­dilir olmuştur. Bu sırada iman nakli de vukubulur mu..?
Sayfa 20
Konya, bozkırın tam çocuğudur. Onun gibi kendini gizleyen esrarlı bir güzelliği vardır. Bozkır kendine bir serap çeşnisi vermekten hoşlanır. Konya’ya hangi yoldan girerseniz girin sizi bu serap vehmi karşılar. Çok arızalı bir arazinin arasından ufka daima bir ışık oyunu, bir rüya gibi takılır. Serin gölgeleri ve çeşmeleri susuzluğunuza uzaktan gülen bu rüya, yolun her dirseğinde siline kaybola büyür, genişler ve sonunda kendinizi Selçuk Sultanları’nın şehrinde bulursunuz.
Sayfa 65
Bulgar komitacıları, ceplerinde Abdülaziz Han'a hitap eden istidalarla Balkan dağlarında Türk vatanının birliğine pusu kurarlarken Anadolu kadınları redif, ihtiyat, müstahfaz adlarıyla evlerinden alınan, bir daha memleketlerine dönemeyen erkeklerine ağlıyorlardı. Fakat bizim acılarımız nedense hapsedilmeye mahkûmdur. Onlar, dinlenilmesi sadece tesadüfe bağlı birkaç türküde yaşıyor... Bugünkü nesil ortadan çekilince belki onlar da kaybolacak. Yemen, Anadolu'nun çektiği acıların bir parçası, hatta en küçüğüdür. Daha acıklısı var: Verimsiz bir toprağın getirdiklerine beş on kuruş eklemek için memleketinden ayrılıp İstanbul sokaklarında kaybolan zavallılara arkada kalanların hasreti... "Di gel, di gel, dadaş gel!..." diye atılan çığlıklar, bu toprağın üstünde yaşayanların asıl romanlarını, şartların, zaruretlerin gerçek yüzünü verirler.
Sayfa 54