Baktın ki baktığın zaman
Bir kalbin dumanlı bahçelerine Sevdasıyla büyüyen ağaçların Dallarından gözyaşları sızıyor
Istırap akıyor yapraklarından
Bakma bir daha
Anladın ki yol çaresiz, zaman dar Üstüne üstüne geliyor dağlar
Bir adım atıyorsun öteye doğru Toprağa gömülüyor ayakların
Ne sen haberdarsın varacağın menzilden
Ne de mesafeler biliyor seni
Öyleyse içindeki
O vahim ve karanlık
O pervasız ateşi
Yakma bir daha
Yık kederden beslenen duvarları
Kirli merdivenleri
İnsanlığın kanını emen
Vampir heykelleri
Boya çiçekleriyle süslü ve meľ'un Sarayları, karanlık anıtları
Kötülüğe dair ne varsa yeryüzünde Yık ve ayağa kalk yeniden
Çocukların gözlerinden hayali Meczuplardan rüyayı al ve yürü Umutları yıldızlara taşıyan
Duasına tutun beyaz kalplerin
Yıkma bir daha
Neresi ağrır çiçeğin, bunu ilk bakışta kim bilebilir düğün dağılır, kır yalnızdır, buket terk edilir çünkü artık ondan ne beklenebilir madem tutunmak için köklerime hep düşmem gerek beş kısa adımda ancak adımı öğrenerek tanıyınca seyyid, tanışırken ensar benim de bu dünyada bir yerim var maharetse düşmek benim suçumdu diyebilmek kurumuş bütün çiçekler için en başa döneceğim kınasınlar, başka bir yoldan yürümektense yoluma kazılan çukurlara çiçekler ekeceğim.
Geçti bahar, anlaşıldı ölümün neye benzediği haddini aşan her alev başka yangınların serinliği.
Boşuna koparılan nergisin yerine geldim kırıldım, geride köklerim ve yerime gelen zambak kendi dikenlerimden sessizce acıyarak nasıl sevilir gül, hiç bilmedim kendimi sevmek tüm bahçelerden güçtü hangi boşluğun benimle dolacağını bulmak ömrümden uzun sürdü.
Yerimi sevdim ve açtım, imrendi bana gonca her akşam pas tutan denize buğulu gözlerle bakınca boğulur içindeki boşluğu derinlik sanan güle erişemeyince orkideyle yetinme isteği plastik saksıda açsın diye, ateşe verdiler bahçeyi suçun yok ey kalbim, denedin her şeyi, kadere inan.
Şu ağacına kırılmış dal, şu kimsenin olmayan kaçışlar
Beni şu karşı caddeye kadar geçiren dalgınlık Kimden kopup gelmiş de içimi bıçaklarla bilemiş Omuzlarını ötelere çevirme, omuzlarını denizaşırı sürgünlere
Yüzümde can çekişen bir yerlinin iskeleti
Ellerimde gece kaçırılan çocukların korkulu işareti
Saplanır durur yanlış tanışmış evlilerin içine
Sonra bu benim olmayan dünyaların akşamları
Bu eskitilmiş yaz sıcakları terli terli su içmeler
Beni boğmaya çalıştı içini oydum bütün mevsimlerin
Bana şarkılar hatırlatan deniz esintilerini sorma
Kırlangıç fırtınasına tutulmuş kayıklarla
Beni işaret ediyor kimsenin sormadığı uzaklar
Bir moriskonun kaçarken bıraktığı sesle uyandım kendimden
Bana gizli bir yaşam, gölgesiz bir hayat, bozuk bir sirke tadı
Yine de geçmedi yanlışlıkla bastığım dünyanın
Ayaklarıma dolanan telaşı...