beşikten mezara talebe

beşikten mezara talebe
@_birkul_
وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِه۪ âmâdedir,lütfûna vabestedir ebediyet bahçelerim... Tarih | Felsefe | Sanat | Kitaplar | Doğa
Topraktan yaratılmış vücut, aşk (rüzgâriyle), göğe yükseldi. Dağ bile çâlâk olup raksa geldi. Ey âşık! Aşk, Tûr'a can olunca, Tur kendinden geçti, Mūsā düşüp bayıldı.
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
BİR BEN VARDIR BENDE BENDEN İÇERU
Cana gelince, insanda iki türlü can vardır, biri diğer canlılarda bulunan ve canlıyı ayakta tutan, diri tutan kudrettir ki, buna hayvânî can demeliyiz. Halbuki insanda bu candan başka ve ancak insanda tecellî edebilir bir başka can vardır ki bu, insandaki ilâhî cevherdir. Bu can, insandaki öteki can gibi fânî değildir. Bu can ebedî candır. Bu can, nurdan ve kudretten birleşmiş bir cevherdir ki, her göze görünmez. Bu cevhere, Allah'ın insanda tecelli eden nefesi demek de mümkündür. Yunus Emre'ye atfedilen: Bir ben vardır bende benden içeru... mısraındaki can budur. Buna ilâhî ruh diyebiliriz.
Alıntı
Tanrı varlığının insan içinde hissedilir hâle gelmesine "tecelli" denir. Tecellîye eren insan, kâinâta Allah'ın görüşüyle bakan ve baktığı her yerde yine Allah'ı görme sırrına eren insan demektir. Bu hal, insanın Tanrı'sıyle tekrar biliş tutması hâlidir. Fakat yine de tam bir visål değildir. O kadar ki, insan, kemal mertebesine erdiği zamanda bile kendi aslına karşı fakat daha tatlı bir özleyiş içindedir. Ney, yani kamil insan, Pîr veya Mürşit, bunun için sazlıkların sırrını söyler. Halk içinde, insanların iyilerine de kötülerine de derin yakınlık duyar, büyük yakınlık gösterir. Çünkü insan her seviyesiyle, Hakk'a varma yolunda bir mertebe elde etmiştir. Bu sebeple halk sınıfları da kendi biliş ve sezişleri ölçüsünde, bu üstün insanlara yaklaşır, onlara yar olur, onların halleriyle hallenmeye çalışırlar.
Türk İslâm Tasavvufu
"Beni bir sazlıktan kestiklerinden beri, kadın, erkek bunca insan feryadımdan inledi" diyen ney; evvelce bir neyistanda, bir sazlıkta bulunduğunu söylüyor. Bu, Allah'la aynı âlemde bulunmamızın hikâyesidir ki, "Ben gizli bir defineydim, bilinmek istedim" diyen Yaradan'ın bu gizli definesinde bir mücevher, onunla aynı cevher olmak hälidir. Yaratılmışlar, Yaradan'ın, kendi güzelliğini görecek göz ve sevecek gönül aramasıyle zuhūra gelmişlerdir. Varlıklarda görünüş halinden önce "sen, ben" yoktuk. Yalnız "O" vardı. Her şey O'ndan ibaretti. Bugün bir ney gibi feryat eden insan da O'ndaydı. Zuhûra gelen her ruh, o âlemde Allah'ın: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" hitabına "belî-evet" demişti. Bu deyiş, rühun ateş, hava, su, toprak, nebat ve hayvan şeklinde görünüp, insan olma macerasında ilk adımdı. Ruhlar o "Elest" toplantısından ayrılarak kadın, erkek bu âleme aktılar. Bir yandan da Tanrı güzelliğini görmeğe ve sevmeğe kâbiliyetli gözler ve gönüller oldular. Öte yandan ondan uzak düşmüş olmanın yarattığı en büyük ayrılığın acısına düştüler.
Türk İslâm Tasavvufu
Bi Rahmetike Ya Erhamerrahîmin Bi Lutfike Ya Erhamerrahimin Bi ihsanike Ya Erhamerrahîmin Bi ikramike Ya Erhamerrahîmin Bi inayetike Ya Erhamerrahîmin Bi Kuvvetike Ya Erhamerrahîmin Bi izzetike Ya Erhamerrahîmin Bi Azametike Ya Erhamerrahîmin Bi Kadrike Ya Erhamerrahîmin...
Duygu ve Düşünce