Peygamberlerin, öncelikle de Hz. Muhammed Mustafa'nın (sav) ödevi, Allah tebliğini insanlara iletmekten ibåret değildir. Tebliğin nasıl uygulanacağını dahî, izahla ve izahlarını hayatın binbir vechesinde kendi yaşayışını örnek kılarak göstermekle yükümlüdür(ler). Şu durumda, genellikle sanılanın tersine, Hz. Peygamber, edilgin bir alıcı-aktarıcı olmayıp son derece etkin bir bilge, yorumcu ile uygulayıcıdır. 'Insanlar, nasıl olsa belli bir görüş ile inanca saplanıp kalmışlar; artık onları inatlarından vazgeçirmek benim harcım değil' demek, bir väize yahut Peygambere düşmez. Sabırla ödevinin gereklerini yerine getirmek, dinibütün kişinin başta gelen görevidir. Allah Kelamının gönüllerde nasıl yeşereceğini Onun dışında kimse bilemez. Zirâ insanların gönlünden geçeni bir tek O bilir.