Kenan Rifai

Kenan Rifai

9.0/10
1 Kişi
·
2
Okunma
·
3
Beğeni
·
917
Gösterim
Adı:
Kenan Rifai
Unvan:
Türk mutasavvıf, eğitimci
Doğum:
Selanik, 1867
Ölüm:
1950
1867'de Selanik'te dünyaya geldi. Babası, Filibeli Hacı Hasan Bey’in oğlu Abdülhalim Bey; annesi Hatice Cenan Hanım'dır. Onun doğumu sırasında babasının memuriyet görevi nedeniyle ailesi Selanik'te bulunmaktaydı. Anne ve babası o küçük yaşta iken ayrıldı. Babası, bir süre doğu vilayetlerinde görev yaptıktan sonra İstanbul'a gelip Fatih’te Hırka-i Şerif Camii yakınında bir konağa yerleşmiş ve Posta Telgraf Nezareti'nde sicil başmüdürlüğü ve telgraf nâzırlığı görevini sürdürmüştür.[2] Kenan Rıfai'nin yetiştirilmesini üstlenen annesi, onu manevi terbiye görmesi için Posta Nezareti'nde memurluk yapan Kadiri tarikatına mensup Edhem Efendi'ye emanet etti. Edhem Efendi ölümüne kadar onu yalnız bırakmadı ve kendisine Kadirilik'te icazet verdi.

Kenan Rıfai, dokuz yaşına iken Galatasaray Sultanisi'nde yatılı öğrenci olarak öğrenim görmeye başladı. Zihni Efendi, Muallim Naci, Muallim Feyzi, Recaizade Mahmud Ekrem gibi Türk hocalardan eğitim aldı. 1885 yılında Galatasaray'dan mezun oldu. Babıali Hariciye Kalemi’nde çalışmaya başlayan Rıfai, Acem Mektebi’nde Tabiat Dersleri öğretmenliği yaptı. Bir süre Posta Telgraf Nezareti’nde müşavir yardımcısı olarak çalıştı ve bir yandan da öğrenimine Darülfünun'un Hukuk Fakültesi’nde devam etti.

Hukuk Fakültesi'nden mezun olduktan hemen sonra on dokuz yaşında Balıkesir İdadisi müdürlüğüne tayin edildi. On bir ay kaldığı Balıkesir'de bir hocadan musiki ve ney dersleri aldı. Balıkesir'den sonra Adana, ardından Manastır, Kosova, Üsküp ve Trabzon Maarif müdürlüklerine getirildi. Üsküp’teki görevi sırasında evlendi, bu evlilikten üç çocuk sahibi oldu. Manastır'da bulunduğu sırada Medine'ye gitmek için başvuruda bulundu. Birkaç yıl sonra Medine’de açılan “İdâdî-i Hamîdî” adlı yeni okulun müdürlüğüne tayin edildi. Medine'de dört yıl kaldıktan sonra İstanbul'a geri döndü ve Erkek Muallim Mektebi'nde Fransızca öğretmenliği, Tedkîkât-ı İlmiyye üyeliği, Dârüşşafaka Lisesi müdürlüğü, Meclis-i Maârif üyeliği gibi görevlerde bulundu. Bir ara ikinci defa Medîne'ye giderek kısa bir süre kaldı.[3]

1925 yılında Maarif Vekâleti'nden emekliye ayrıldı ancak on üç yıl boyunca Fener Rum Lisesi'nde Türkçe öğretmenliği yaparak meslek yaşamını sürdürdü.

Kenan Rıfai, Medine'ye gitmeden önce mürşidi Edhem Efendi hayatını yitirmişti. Dört yıl kaldığı Medine'de Seyyid Hamza er-Rifâî tekkesine devam ederek Rıfailik’te icazet ve hilafet aldı. O güne kadar “Abdülhalim Kenan” olarak tanınırken bu devirden sonra Rıfailiği başladı.

Medine'den İstanbul'a döndükten sonra Fatih'te kendi dergâhını açtı. Babasının konağının bahçesine yaptırdığı dergâhın planını Ekrem Hakkı Ayverdi çizdi. Dergâh, şeyhülislamların, şairlerin, aşıkların hatta papaz ve patriklerin gelip semâ ettikleri bir mekân oldu. Rıfai, bir yandan Darüşşafaka Lisesi müdürlüğünü sürdürürken bir yandan da dergâhında şeyh olarak hizmet gördü. Bu iki görevi birbirine karıştırmamak konusunda çok titiz davrandı.

1925 yılında Tekkelerin kapatılmasından sonra Ümmü Kenan Dergâhı, ailesi tarafından mesken olarak kullanılmaya başlandı. Kenan Rıfai, “Onlar zaten kendilerini feshetmişlerdi” diyerek tekkelerin kapatılmasına ilişkin kanuna hiçbir tepki göstermedi ve Ümmü Kenan Dergâhı’nı “bir gün açılacaktır ama akademi olarak açılacaktır” diyerek kapattı.[2]. Tasavvufî ders ve sohbetlerine vefat tarihi olan 1950 yılına kadar evinde devam etti. Bu sohbetleri Samiha Ayverdi ve Samiha Cemal Hanımlar not etmiştir.

Yirminci yüzyılın ilk yarısında yaşayan sûfiler arasında önemli bir yeri edinmiştir. Diş Tabâbeti ve Eczâcı mektepleri müdürü Server Hilmi Bey, Hattat Aziz Efendi, felsefeci Semiha Cemal Hanım, damadı ve diş hekimi Ziya Cemal Büyükaksoy, romancı ve filoloji doktoru Safiye Erol, mimar Ekrem Hakkı Ayverdi, edip, mütefekir ve mutasavvıf Samiha Ayverdi onun öğrencileri arasındadır. Devrin şeyhülislâmlarından Haydarîzâde İbrâhim Efendi, Nesîmi Efendi ve Ebdullah Efendi ile Mısır Keldânî patrik vekili Âbid Efendi de onun müntesiplerindendir.

Soyadı Kanunu'ndan sonra Büyükaksoy soyadını alan Kenan Rifai, 7 Temmuz 1950 tarihinde hayatını kaybetti. Cenazesi, Merkez Efendi Camii avlusunda şadırvanla kabristan duvarı arasındaki bölüme defnedilmiştir.
İyilik ve kötülük kalıplarda değil, kalıba konulan maddenin hatta mânânın kendisindedir.
Kenan Rifai
Sayfa 50 - Kubbealtı
Hakikat güneşi de dünyayı aydınlatan güneş gibidir. Kendisine yaklaşanı yakar. Her ruh, ona istidadı ve imkanları ölçüsünde yaklaşabilir. Ruhun, aşması gereken dereceleri geçmeden büyük nura varması mümkün değildir.
Kenan Rifai
Sayfa 30 - Kubbealtı
Bir insan, bir başka insanda ışıldayan ilahi güzelliğe, ister bilerek, ister bilmeyerek vurulsun, aslında vurulduğu güzellik yine Allah güzelliğidir, onun varlıklarda ve insanlardaki in'ikasıdır.
Kenan Rifai
Sayfa 27 - Kubbealtı
- Ben açım! dedi, ben mana ve hakikat gıdasına muhtacım. Bana irfan sofrasından ve ilahi aşk şarabından sunmalısın! Çünkü ömrün vadeye tahammülü yoktur.
Kenan Rifai
Sayfa 30 - Kubbealtı
1. Ayrılık acılarıyla parça parça olmuş bir kalp isterim; ta ki iştiyak derdini şerh edebileyim.
Kenan Rifai
Sayfa 1 - Kubbealtı
5. Beden ruhtan, ruh da bedenden gizli değildir; lakin canı görmeye herkes için izin yoktur.
Kenan Rifai
Sayfa 1 - Kubbealtı
220. Cana can katan şarabın sakisi olan o zinde ve ölümsüz varlığın aşkını seç.
Bütün peygamberlerin, aşkıyla tasarruf ve kudret sahibi oldukları o mahbunun aşkını seç.
O şaha varmaya bize izin ve yol yoktur, deme. Zira kerem sahipleriyle tutulan işler müşkül değildir.
Kenan Rifai
Sayfa 38 - Kubbealtı
Yazara henüz inceleme eklenmedi.

Yazarın biyografisi

Adı:
Kenan Rifai
Unvan:
Türk mutasavvıf, eğitimci
Doğum:
Selanik, 1867
Ölüm:
1950
1867'de Selanik'te dünyaya geldi. Babası, Filibeli Hacı Hasan Bey’in oğlu Abdülhalim Bey; annesi Hatice Cenan Hanım'dır. Onun doğumu sırasında babasının memuriyet görevi nedeniyle ailesi Selanik'te bulunmaktaydı. Anne ve babası o küçük yaşta iken ayrıldı. Babası, bir süre doğu vilayetlerinde görev yaptıktan sonra İstanbul'a gelip Fatih’te Hırka-i Şerif Camii yakınında bir konağa yerleşmiş ve Posta Telgraf Nezareti'nde sicil başmüdürlüğü ve telgraf nâzırlığı görevini sürdürmüştür.[2] Kenan Rıfai'nin yetiştirilmesini üstlenen annesi, onu manevi terbiye görmesi için Posta Nezareti'nde memurluk yapan Kadiri tarikatına mensup Edhem Efendi'ye emanet etti. Edhem Efendi ölümüne kadar onu yalnız bırakmadı ve kendisine Kadirilik'te icazet verdi.

Kenan Rıfai, dokuz yaşına iken Galatasaray Sultanisi'nde yatılı öğrenci olarak öğrenim görmeye başladı. Zihni Efendi, Muallim Naci, Muallim Feyzi, Recaizade Mahmud Ekrem gibi Türk hocalardan eğitim aldı. 1885 yılında Galatasaray'dan mezun oldu. Babıali Hariciye Kalemi’nde çalışmaya başlayan Rıfai, Acem Mektebi’nde Tabiat Dersleri öğretmenliği yaptı. Bir süre Posta Telgraf Nezareti’nde müşavir yardımcısı olarak çalıştı ve bir yandan da öğrenimine Darülfünun'un Hukuk Fakültesi’nde devam etti.

Hukuk Fakültesi'nden mezun olduktan hemen sonra on dokuz yaşında Balıkesir İdadisi müdürlüğüne tayin edildi. On bir ay kaldığı Balıkesir'de bir hocadan musiki ve ney dersleri aldı. Balıkesir'den sonra Adana, ardından Manastır, Kosova, Üsküp ve Trabzon Maarif müdürlüklerine getirildi. Üsküp’teki görevi sırasında evlendi, bu evlilikten üç çocuk sahibi oldu. Manastır'da bulunduğu sırada Medine'ye gitmek için başvuruda bulundu. Birkaç yıl sonra Medine’de açılan “İdâdî-i Hamîdî” adlı yeni okulun müdürlüğüne tayin edildi. Medine'de dört yıl kaldıktan sonra İstanbul'a geri döndü ve Erkek Muallim Mektebi'nde Fransızca öğretmenliği, Tedkîkât-ı İlmiyye üyeliği, Dârüşşafaka Lisesi müdürlüğü, Meclis-i Maârif üyeliği gibi görevlerde bulundu. Bir ara ikinci defa Medîne'ye giderek kısa bir süre kaldı.[3]

1925 yılında Maarif Vekâleti'nden emekliye ayrıldı ancak on üç yıl boyunca Fener Rum Lisesi'nde Türkçe öğretmenliği yaparak meslek yaşamını sürdürdü.

Kenan Rıfai, Medine'ye gitmeden önce mürşidi Edhem Efendi hayatını yitirmişti. Dört yıl kaldığı Medine'de Seyyid Hamza er-Rifâî tekkesine devam ederek Rıfailik’te icazet ve hilafet aldı. O güne kadar “Abdülhalim Kenan” olarak tanınırken bu devirden sonra Rıfailiği başladı.

Medine'den İstanbul'a döndükten sonra Fatih'te kendi dergâhını açtı. Babasının konağının bahçesine yaptırdığı dergâhın planını Ekrem Hakkı Ayverdi çizdi. Dergâh, şeyhülislamların, şairlerin, aşıkların hatta papaz ve patriklerin gelip semâ ettikleri bir mekân oldu. Rıfai, bir yandan Darüşşafaka Lisesi müdürlüğünü sürdürürken bir yandan da dergâhında şeyh olarak hizmet gördü. Bu iki görevi birbirine karıştırmamak konusunda çok titiz davrandı.

1925 yılında Tekkelerin kapatılmasından sonra Ümmü Kenan Dergâhı, ailesi tarafından mesken olarak kullanılmaya başlandı. Kenan Rıfai, “Onlar zaten kendilerini feshetmişlerdi” diyerek tekkelerin kapatılmasına ilişkin kanuna hiçbir tepki göstermedi ve Ümmü Kenan Dergâhı’nı “bir gün açılacaktır ama akademi olarak açılacaktır” diyerek kapattı.[2]. Tasavvufî ders ve sohbetlerine vefat tarihi olan 1950 yılına kadar evinde devam etti. Bu sohbetleri Samiha Ayverdi ve Samiha Cemal Hanımlar not etmiştir.

Yirminci yüzyılın ilk yarısında yaşayan sûfiler arasında önemli bir yeri edinmiştir. Diş Tabâbeti ve Eczâcı mektepleri müdürü Server Hilmi Bey, Hattat Aziz Efendi, felsefeci Semiha Cemal Hanım, damadı ve diş hekimi Ziya Cemal Büyükaksoy, romancı ve filoloji doktoru Safiye Erol, mimar Ekrem Hakkı Ayverdi, edip, mütefekir ve mutasavvıf Samiha Ayverdi onun öğrencileri arasındadır. Devrin şeyhülislâmlarından Haydarîzâde İbrâhim Efendi, Nesîmi Efendi ve Ebdullah Efendi ile Mısır Keldânî patrik vekili Âbid Efendi de onun müntesiplerindendir.

Soyadı Kanunu'ndan sonra Büyükaksoy soyadını alan Kenan Rifai, 7 Temmuz 1950 tarihinde hayatını kaybetti. Cenazesi, Merkez Efendi Camii avlusunda şadırvanla kabristan duvarı arasındaki bölüme defnedilmiştir.

Yazar istatistikleri

  • 3 okur beğendi.
  • 2 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 6 okur okuyacak.