"İnsanın zaman zaman manasızca içi sıkılıyor, her şey tamam ama şu göğüs kafesi sanki hem ağrıyor hem ağlıyor," dedi derviş. "Kolay mı?" diye sordu bilge,
"Dağların dayanamadığını yüklenmiş insan. Arada sırada olacak o ruh ağrısı."
"Geceleri sabahlara kadar okumayayım da ne yapayım? Ben, el ayak çekildikten sonra odamın kapısını sürmeleyip kitaplarımla baş başa kalmak saatini dört gözle beklerim. Çünkü, bu ömrümün bütün hazin sergüzeştini ve yaşadığım anın ağır sıkıntısını unuttuğum tek saattir. O vakit bu çıplak ve yalçın oda, gerçek dünyadan daha geniş, daha ferahlı bir âlemin munis, sevimli ve her biri sihir ve füsunla yoğrulmuş mahlûkları ile dolmağa başlar."
Kimsenin kimseyi değiştirmeye çabalamadığı bir hayat, çok zor olmasa. Benim merhabam, senin merhaban gibi olmayabilir. Ben başka türlü gülerim, sen başka türlü dokunursun. Benim sessiz sevincim seni dağa bayıra koşturabilir. Olabilir. İnsan bir muammadır ve böylesi güzeldir.
Bu dem yüzüm süre duram, her dem ayım yeni doğar,
Her dem bayram olur bana, yazım kışım yenibahar.
Bulutlar gölge edemez benim ayım ışığına,
Hem gedilmez doluluğu, nuru gökten yere doğar.
Onun nuru karanlığı sürer gönül hücresinden,
O karanlık ile o nur bir hücreye nasıl sığar?
Ben ayımı yerde gördüm, ne isterim gökyüzünde,
Benüm yüzüm yerde gerek, bana rahmet yerden yağar...
🌷YÛNUS EMRE🌷