Ey tahammülsüz hasta! İnsan bu dünyaya keyif sürmek ve lezzet almak için gelmediğine, mütemadiyen gelenlerin gitmesi ve gençlerin ihtiyarlaşması ve mütemadiyen zeval ve firakta yuvarlanması şahittir. Hem insan, zîhayat
ın en mükemmeli, en yükseği ve cihazatça en zengini, belki zîhayatların sultanı hükmünde iken, geçmiş lezzetleri ve gelecek belâları düşünmek vasıtasıyla, hayvana nisbeten en ednâ bir derecede, ancak kederli, meşakkatli bir hayat geçiriyor.
-Neden hiç mutlu değilsin Zeze?
-Neden mutlu olmalıyım?
-Çünkü dünyaya bir kere geliyoruz.
-İyi ki bir defa geliyoruz Portuga.
-Neden?
-İkinci bir hayatı kaldıramazdım.
"Sınıfta arkadaşın birden sana saldırıyor, onu neyin kızdırdığını anlamıyorsun bile. Bir iki gün sonra da senin Filistinli olduğunu öğrendiğini anlıyorsun. Senin varlığın, salt senin var oluşun, senin sen oluşun, başkası olmayışın, öfke tetikleyen kışkırtıcı bir durum. Ya da hoşnutsuzluk ortaya çıkmasına, en azından tiksintiye. Sanki çorba kasesine şanssızlık eseri düşmüş bir böceksin."