Hepimizin geçmişinden şimdiki zamana aktardığı ve geleceğine de aktaracağı bir olay, bir durum, bir sır veya bir yalan vardır. Bu kitabı okuduktan sonra insanlara eskisi gibi yüzeysel bir bakış açısıyla bakmamaya karar verdim. İnsanı "Yek katre-i hûnest, sâd hezârân endişe.." diye tanımlar Sadi Şirazi. Bizler çocuğu çocuk, genci genç, yaşlıyı yaşlı, evliyi evli, bekârı bekâr, zengini zengin, fakiri fakir diye endişesiz, sorunsuz, mutlu ve en önemlisi yalansız zannediyoruz. Fakat öyle değil her insanın kendine göre küçük veya büyük diye nitelendirdiği günahları, yalanları, sırları vardır... Bu kitap da görünürde ebeveynler, çocuklar, torunlar ile birlikte gayet normal, mutlu bir tablo oluşturan bir aileyi konu alıyor. Fakat hiçbiri olduğu yerden memnun görünmüyor, hiçbiri eşlerini gerçekten sevmiyor veya sevemiyor, her birinin bir sırrı var. Aynı evde yaşanılması, ortada çocukların olması bazen karı- koca olmaya, aile olmaya yetmiyor.
Anne ve babanın birbirlerine ve çocuklarına karşı tutumunun olumlu veya olumsuz olmasının bu konu üzerinde etkisi büyük. Kitapta geçen bir alıntıyla destekleyeyim bunu.
"Sonraları duydum, olan ortanca çocuklara olurmuş. Büyükler büyük diye, küçükler küçük diye sevilirmiş."
Ebeveynlerin aşırı ilgisizliği çocuğun çocukluk, gençlik, yetişkinlik dönemleri üzerinde ne kadar olumsuz etkisi varsa aşırı ilginin de bir o kadar olumsuz etkisi oluyor. Bu etki meslek seçiminde, eş seçiminde, aile seçiminde kendini gösteriyor. Evet anne - baba olmak kolay değil, bunun bilincinde olmak ve büyük bir sorumluluk almak lazım. Bahanelerin arkasına sığınmak, biz babadan böyle gördük demek, ben sevgimi gösteremiyorum demek çocuğun bütün yaşamı üzerinde karanlık bir bulut gibi süzülür, durur. Sevgi bizim yaşamımızın temelidir çünkü. "Ben seni çok seviyorum"