Rabia

Rabia
@_brabia_
Hayatı oku... ✿⁠  Üslubun kimliğindir.
Puan vermedi·124 syf.··
2026 30. kitabı
·
16 saatte okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 08:49
"Beklemek acıdır ama beklerken yeşeren ümit her şeye değerdir" Eser absürt tiyatro türünün bilinen örneklerinden biridir. Dünya Edebiyatı çerçevesinde yazar eser olarak ezberlediğim okumanınsa bugüne nasip olduğu bir eser. Oyun bir ağacın altında kim olduğunu, ne olduğunu, ne zaman geleceğini bilmedikleri "Godot" isimli bir insan, varlık veya hissi bekleyen Vladimir ve Estragon etrafında gelişiyor. Büyük bir umutla bekleyen bu iki karakter beklerken aralarında gerçekleştirdikleri konuşmalar ile bir çok noktaya değiniyor. Örneğin sürekli devingen cümleler kurup hiç hareket etmemeleri insanın eylemsizliğini, her seferinde bir ağacın altında başlayan o bekleyişin aynılığı bize hayatın monotonluğunu anlatmaya çalışır. Ayrıca havuç, turp, intihar vb. anlamsız konular üzerinde konuşmaları hayatın vakit kaybetmeden başka bir şey olmadığını anlatmaya çalışır. ( Havuç istediği yerde acaba Godot bir tavşan mı diye düşünmedim değil :)) bu kısımları ben leitmotif diye de değerlendirdim. Godot'yu BeklerkenGodot'yu Beklerken ile Tatar ÇölüTatar Çölü arasında bağlantı kurdum çünkü orada da karakter sürekli bir bekleyiş içinde, monoton bir yaşam sürüyor ve beklediği şey de bir türlü gerçekleşmiyordu. Son olarak doğruluğundan emin olmamakla birlikte Samuel Beckett Godot için "kim olduğunu bilseydim oyunda söylerdim" demiş. Bence Godot ihtiyacımız olduğunda bizi harekete geçirecek olan "umut"tu, sıkıntılı olduğumuzda içimize su serpecek olan bir "arkadaş"tı, hayatın durağanlığı karşısında bize aktiflik kazandıracak o "his"ti. Ama ben en çok onun "umut" olmasını sevdim. Keyifli okumalar diliyorum okuyacak olan herkese..
Godot'yu BeklerkenSamuel Beckett · Kabalcı Yayınevi · 200010bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·200 syf.··
2026 1. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 03 Ocak 2026 18:32
Hepimizin geçmişinden şimdiki zamana aktardığı ve geleceğine de aktaracağı bir olay, bir durum, bir sır veya bir yalan vardır. Bu kitabı okuduktan sonra insanlara eskisi gibi yüzeysel bir bakış açısıyla bakmamaya karar verdim. İnsanı "Yek katre-i hûnest, sâd hezârân endişe.." diye tanımlar Sadi Şirazi. Bizler çocuğu çocuk, genci genç, yaşlıyı yaşlı, evliyi evli, bekârı bekâr, zengini zengin, fakiri fakir diye endişesiz, sorunsuz, mutlu ve en önemlisi yalansız zannediyoruz. Fakat öyle değil her insanın kendine göre küçük veya büyük diye nitelendirdiği günahları, yalanları, sırları vardır... Bu kitap da görünürde ebeveynler, çocuklar, torunlar ile birlikte gayet normal, mutlu bir tablo oluşturan bir aileyi konu alıyor. Fakat hiçbiri olduğu yerden memnun görünmüyor, hiçbiri eşlerini gerçekten sevmiyor veya sevemiyor, her birinin bir sırrı var. Aynı evde yaşanılması, ortada çocukların olması bazen karı- koca olmaya, aile olmaya yetmiyor. Anne ve babanın birbirlerine ve çocuklarına karşı tutumunun olumlu veya olumsuz olmasının bu konu üzerinde etkisi büyük. Kitapta geçen bir alıntıyla destekleyeyim bunu. "Sonraları duydum, olan ortanca çocuklara olurmuş. Büyükler bü­yük diye, küçükler küçük diye sevilirmiş." Ebeveynlerin aşırı ilgisizliği çocuğun çocukluk, gençlik, yetişkinlik dönemleri üzerinde ne kadar olumsuz etkisi varsa aşırı ilginin de bir o kadar olumsuz etkisi oluyor. Bu etki meslek seçiminde, eş seçiminde, aile seçiminde kendini gösteriyor. Evet anne - baba olmak kolay değil, bunun bilincinde olmak ve büyük bir sorumluluk almak lazım. Bahanelerin arkasına sığınmak, biz babadan böyle gördük demek, ben sevgimi gösteremiyorum demek çocuğun bütün yaşamı üzerinde karanlık bir bulut gibi süzülür, durur. Sevgi bizim yaşamımızın temelidir çünkü. "Ben seni çok seviyorum"
Söyleme BilmesinlerŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 202524,1bin okunma
Puan vermedi·198 syf.··
2025 78. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 07 Ekim 2025 00:24
"Ercan Kesal bu kitabı babası gazozcu Mevlüt Kesal'a ithaf etmiştir." Tam manasıyla bir inceleme olmayacak bu yazım, sadece birkaç şeye yer vermek istedim. Kitaptan almış olduğum şöyle bir alıntı ile başlamak istiyorum: Hayatımız, "bir yumağın sürekli sarılmasıdır". Yaşadığımız her şey, ardımıza takılıp gelmekte ve doğal olarak da birikmektedir. Yol boyunca ne yaşandıysa toplamaktadır çünkü. (Sayfa 10, Sunuş) Alıntıdan da anlaşılacağı üzere biz de yazarın yol boyunca neler yaşadığına, yaşadıklarına ne gibi anlamlar yükleyip ve bize ne kadar samimi, içten ve sıcak bir üslupla aktardığına şahit olacağız. "Değerli Ercan KesalErcan Kesal Sizinle tanışmak bu güne kısmetmiş. Sizin de istediğiniz gibi yazılarınızı seyrettim bugün. Çocukluk, gençlik, yetişkinlik dönemlerinizde başınızdan geçen olaylara, yolunuza çıkan insanlara, öğrencilik ve doktorluk hayatınızdan oluşan deneyimlerinizi ve anılarınızı bununla birlikte olup biten bireysel ve toplumsal olaylara yaklaşımınızı seyrettim. Taşranın sıcak ve samimi yanının olduğu kadar soğuk ve kasvetli yanının da olduğunun tekrar farkına vardım sizin, yaşadıklarınızın ve düşüncelerinizin sayesinde. Her başlıkta arkadaşlığın, kardeşliğin, sevginin, nefretin, merhametin, zalimliğin, hüznün çaresizliğin ve daha sayamadığım nice duygunun tam ortasında buldum kendimi. (Bunu tanımlamak için "litost" kelimesini kullanmam yerinde olur) Bunda samimi ve sohbet tarzındaki üslubunuzun da katkısı çok. Kıymetli bir öğretmenimin sizin kitabınızdan paylaşmış olduğu alıntı ile “Ben de bu kitabı okuyacağım.” Dedim ve işte karşınızdayım. Sizin aktarmak istediğiniz onlarca olayda ben de oradaymışım gibi, bunları yaşayan benmişim gibi hissettim. Siz de bende bıraktığınız hislere tanık olun ve yazmış olduklarımı seyredin isterdim... Başka eserlerinizde tekrar görüşmek
Peri GazozuErcan Kesal · İletişim Yayınevi · 20196bin okunma
Bizim Yunus'un Romanı
Puan vermedi·361 syf.··
2025 68. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 09 Eylül 2025 22:08
Öncelikle bu kitabı okumama vesile olan arkadaşıma teşekkür ediyorum. Kitap uzun zamandır okuyacaklarım arasında yer edinmişti kendine fakat okumayı hep erteledim ta ki bahsettiğim arkadaşım birkaç alıntısını benimle paylaşana kadar... Gelelim okuru içine çeken ve bitmeden okurun elinden kendini düşürmemeye ant içmiş bu kitaba. Hepimiz Yunus Emre'yi az çok biliyoruzdur, insan sevgisinin yanında Allah sevgisini aşılayan şiirleriyle tabii ki. Yunus Emre'nin hayatını konu alan bu kitap içerisinde ilahi ve beşeri aşkı, tasavvufu, dervişlik makamını ve derviş olmak için maddeden geçip manayı bulmanın ne kadar önemli olduğunu dile getirmiş. Yunus'un eşi Sitare'ye (Gerçek ismi ile Elif) olan aşkı, vefat eden oğluna olan özlemi ve kaybolan oğlunu bulmaya dair umudunun ve inancının ne kadar güçlü olduğunu ama olumlu ama olumsuz başına gelen her olayda verdiği tepkiler ve düşünce biçimi ile daha iyi anlıyoruz. Ayrıca yazarımız, Yunus Emre'nin dervişlik yolunda yoldaşı bildiği Turakçın'dan tanıştığı Hacı Bektaş'a, ziyaret ettiği Mevlana'dan dergâhına gittiği hocası Tabduk Emre'ye kadar başına gelenleri, gördüğü mucizeleri, savaşları, göçleri, özlemleri ve aşkları olaylar silsilesi içinde gerektiği yerde tarih gerektiği yerde edebiyat ile güçlendirilmiş bir şekilde kaleme almış. Hümanizmin önemini Yunus Emre üzerinden hemen hemen her bölümde vurgulayan yazarımız, kitabın bölümlerini Yunus Emre'nin dilden dile dolaşan müthiş dörtlükleri ve şiirleriyle süslemiş bulunuyor. Eserin dili gayet yalın ve anlaşılır. Eserin bölümlere ayrılmış olması da okuma şevkini daha da güçlendiriyor. İnceleme yazmak konusunda ne kadar iyi olmasam da (daldan dala atlıyorum çünkü:)) kitaba dair bir şeyleri sizinle paylaşmak istedim. Keyifli okumalar diliyorum değerli okurlar... Ek olarak Yunus Emre'nin
Odİskender Pala · Kapı Yayınları · 202248,8bin okunma
Puan vermedi·104 syf.··
2024 41. kitabı
·
22 saatte okudu
·
Okunma: 17 Kasım 2024 23:00
Özel çocuklar... Hemen hemen hepimizin çevresinde özel çocuklara sahip aileler vardır. Bu kitabı okurken o çocukların ve ailelerinin hayatının ne kadar zorluklarla dolu olduğunun bir kez daha farkına vardım. Ve biz, diğer insanlar, onların bu mücadelesini bir bakışımızla, davranışımızla, düşünmeden sorduğumuz sorularımızla daha da zorlaştırıyoruz. Belki bizim için bunlarda büyütecek bir şey yoktur ama özel çocuklara sahip aileler için "Neden?" sorusu bile yıkıcı bir etkiye sahiptir. Bütün ihtimalleri düşünerek hareket etmemiz gerektiğini söylememe gerek yok herhalde. "Babalar çocuklarıyla biraz daha büyüdüklerinde ilgilenirler, meraklı olduklarında, sorular sormaya başladıklarında" Yazarımız iki özel çocuğa sahip olmanın hayatı ne derece zorlaştırdığını kara mizahını da konuşturarak anlatıyor. Evet o diğer babalar gibi çocuklarıyla vakit geçiremiyor, onlarla sinemaya gidemiyor, onların merak dolu sorularına cevap vermek için can atsa da çocukları soru sormayı geçtim konuşmayı bile bilmiyor. "Çocuk yapmak risk almaktır... Her seferinde kazanılmaz." Başta sadece bir erkek çocukları var sonra bir çocukları daha oluyor. Önceleri her şey normal gibi görünüyor, baba da anne de diğer anne babalar gibi normal bir çocuğa sahip oldukları için çok mutlu. Çünkü onlar gibi normal bir çocuğa sahip olmanın deneyimini yaşayacaklar. Bu çocuk kutsal çocuk onların gözünde ama gün geçtikçe ikinci çocuğu hastaneye daha çok götürüyorlar. En sonunda anlıyorlar ki ikinci çocuk da abisi gibi özel bir çocuk. Dünyam ikinci kez başıma yıkıldı, diye anlatıyor yazar bu durumu. Yazar o kadar açık sözlü ki bazen şaşırıyordum bazı cümlelere, bazı diyaloglara. Baba bazen genlerine bazen hayata bazen şansına bazen normal çocukları olan babalara bazen de bizzat çocuklarına öfkesini kusuyor. Kendisini
Nereye Gidiyoruz Baba?Jean-Louis Fournier · Yapı Kredi Yayınları · 20255,1bin okunma