Burçinn

Burçinn
@_burcinnk
Oldukça cahilimdir ama epey okurum
Dreamer, insanın içinde taşıdığı ölüm duygusunun, aslında çok daha ötelere uzansa bile, doğduğu andan kaynaklanır göründüğünü anlattı. İnsanın dünyaya gelirken ilk hissettiği şey, ıstırap çekmek ve ezilmekti. Düşünürsek, sözde uygar toplumlarımızda yaşam, Dreamer'ın cehenneme en gerçek ve en uygun merhaba' diye nitelediği en vahşi ritüellerden biriyle başlamaktadır. Dışarıya ıstırapla çıktık, ameliyathane tiyatrosunun kör edici ışıkları altında, doktorların heyecanlı sesleri ve annelerimizin feryatlarıyla karşılandık, popumuza bir şaplak yedikten sonra buz gibi çelik bir yüzeye konulduk. Bu yeni doğanın ilk izlenimi ıstıraptır ve artık o, kazların kendilerine bakanı anası bellemesine benzer biçimde, gerçek annesiymiş gibi ıstırabın ardından gider. Dreamer, "işte o andan itibaren artık hiçbir şey korkunun tadından daha bildik gelmez" dedi. Sıradan bir insanın tüm yaşamı, suda yaşayan bir varlıktan, hava soluyan bir yaratığa dönüştüğü o dehşet verici geçiş sırasında ciğerlerini dolduran sıvı ateşi hissettiği bu ilk anın denetimi altında geçer görülmektedir.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
"korkularından kendini kurtar! Korkusuzluk, mutlak doğruya ve bütünlüğe geçilen kapıdır, ama göstereceğin hiçbir çaba seni korkusuz kılamayacaktır. Korkusuzluk, sen korkacak hiçbir şeyinin olmadığının ayırdına vardığında kendiliğinden gelecektir.
"Sıradan insan, kendini sürekli tehdit altında hissetmesine ve daima birisinden veya bir şeyden korkmasına rağmen, aslında dışarıda ona zarar verebilecek ne bir şey, ne de herhangi bir kimse vardır. Dünya, kendi düş'ümüzün veya kabuslarımızın yansıması ve elle tutulur gözle görülür hale gelmesidir. Dünya bir cennet de olabilir, cehennem de. Nerede yaşayacağına sen karar vereceksin!"
Zamanınızı koruyun; kirleticileri kovmanın yolu budur. Kayalık Dağları'ndan tanıdığım öfkeli bir ressam resim yapma ya da düşünme havasında olduğunda evine giden yolu kapatan zincirin üstüne şu levhayı asar: "Bugün çalışıyorum ve ziyaretçi kabul etmiyorum. Biliyorum, benim bankacım, temsilcim, en iyi dostum olduğunuz için bunun sizi içermediğini düşünüyorsunuz. Ama içeriyor." Tanıdığım bir heykeltıraş ise giriş kapısına şu levhayı asar: "Piyangoyu kazanmadığım ya da İsa, Old Taos otoyolunda görülmediği sürece rahatsız etmeyin." Görebileceğiniz gibi, iyi gelişmiş animusun mükemmel sınırları vardır. Onunla kalın. Bu kirlilik daha fazla nasıl uzaklaştırılabilir? Kendimizi ister güçlü ya da güçsüz, isterse de hazırlıklı ya da hazırlıksız hissedelim, ruh-eğirme, kanat-yapma girişimlerimize, sanatımıza, psişik onarımımıza ve dikişimize devam ederek, herhangi bir şeyin bizi sağlıklı ve bütünleşmiş animus üzerinde çalışmaktan alıkoymasına karşı direnerek bu kirliliği azaltabiliriz. Gerektiğinde kendimizi gemi direğine, sandalyeye, sıraya, ağaca, kaktüse -yarattığımız her yere- bağlarız. Genellikle acı verici olsa da, ustalık kazanına mücadelesinin doğasında bulunan zor görevler için gerekli zamanı ayırmak ve bu görevlerden kaytarmamak esastır. Hakiki bir yaratıcı hayat, birden fazla şekilde yanar.
Başlayın; kirlenmiş nehri temizlemenin yolu budur. Eğer korkuyorsanız, başarısız olmaktan korkuyorsanız, size hemen başlayın derim, gerekirse başarısız olun, toparlanın, yeniden başlayın. Tekrar başarısız olursanız, başarısız olursunuz. Ne fark eder? Tekrar başlayın. Yeniden başlamaya duyduğumuz isteksizlik, durağanlaşmanıza neden olur, yoksa olduğumuz yerde saymamıza yol açan şey başarısızlığın kendisi değildir. Korkuyorsanız, ne fark eder? Bir şeyin ortaya fırlayıp sizi ısıracağından korkuyorsanız, tanrı aşkına, hemen o işi yapıp kurtulun. Bırakın korkunuz ortaya fırlasın ve sizi ısırsın ki, işi bitirip devam edebilesiniz. Ondan kurtulacaksınız. Korku geçecek. Bu durumda onunla yüz yüze gelmeniz, onu hissetmeniz ve işi bitirip kurtulmanız, nehri temizlemekten kaçınmak için onu kullanmayı sürdürmenizden daha iyidir.