Erlik Han, eski Türklerde ve Moğollarda, ölmüş ruhların dünyasının hükümranıdır. Moğol masallarında denilir ki, Erlik Han yeraltı dünyasında cebren tutulmakla hükümdarlık yapardı. Kadim Türklerin mitoslarına göre evrenin başlangıcında, neredeyse dağlar dünyasında Erlik Han, Tanrı Yamandaga ile savaşmış ve yenilmiştir. O, yenilgiden sonra yeraltı dünyasına sürgün edilmiş, oranın hükümdarı olmuştur.
İnsanları ve sığırları etkileyen salgın hastalık dönemlerinde bir sabanla köyün etrafındaki toprağı sürme ritüeli yapılırdı. Normal tarımsal etkinliklerin aksine topraktaki yaşam verici, ölüm ile hastalığa karşı koyan güçlerin açığa çıkarılmasının amaçlandığı bu büyülü edime katılanlar erkekler değil, yalnızca kadınlardı. Bir kadın boyunduruğu iter, diğeri ise kuyruğu idare ederdi. Ritüel erkeklerden gizli yürütülürdü ve onlara karışacak kadar şanssız veya aptal bir erkek ağır bir dayak yer, hatta ölebilirdi.
Kilden veya tuğladan yapılmış ocaktaki ateş, Rusya'nın merkezi ve kuzeyinde bulunan köylü evlerinin kalbiydi. Eski bir deyiş 'ocak sevgili anamızdır' der. Yeni doğan bebekler ocağın yakınına konur ve nişanlı gelin ateşin yanındaki 'düğün' sırasına otururdu. Ailenin talihi ve esenliğiyle ilintiliydi. Hepsinden öte, ailenin koruyucusu, dost ve akraba ataların bedenlenmesi olan ev-ruhunun (domovoi) yuvasıydı.