Emre Uçar

Linç İncelemesi = Linceleme (Delilere cevap vermek)
2/10
·172 syf.··
2025 47. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 30 Eylül 2025 14:22
Kendisi sürekli; "gerçeği bize şu vermez, bu vermez..." deyip duran, ama meditasyon ve zen-buda gibi öğretiler konusunda bir fanatik gibi savunma yapan, 1990'a kadar bir kanaat önderi gibi takılan Osho, istediği kadar samimi olsun, inandırıcı değil... Kitabın özü aslında çok eski bir yanılgının eseri. Yanılgı şu ki; "Duyularımız bizi yanıltıyor. O zaman sezgimize güvenelim." Bu fikir, presokratik filozoflarda da sokratik filozoflarda da değişik biçimlerde öne sürülmüştür. Bu fikir, dinlerin temelini atmıştır desek, çok küçük bir abartı ihtimali ile doğru söylemiş oluruz. Bu fikrin yanılgı olan tarafına gelirsek; "Ne yani sezgilerimiz bizi yanıltmıyor mu?" sorusunu soruyorum. "Gözlerimiz bazen ışık oyunlarına kanıp bir şeylerin yansımalarını başka bir şeye benzetiyor, o zaman inanması daha saçma olan bir şeye inanalım!" demek gibi bir şey bu. Bizi %60 ihtimalle yanıltan bir organizasyona sahibiz diyelim, %75 yanıltan bir organizasyonu buna tercih eder miydik? İstatistiğini tutmak zordur, evet, katılıyorum. O zaman bir de şu açıdan bakalım: Aktarılabilirlik! Duyularla algıladıklarımızı düşünsel bir süreçten geçirip bir başkasına yine duyular yoluyla aktarıyoruz. Oysa sezdiğiniz bir şeyi aktarma, (ki telepati bilmiyorsanız yine duyular yoluyla aktaracaksınız) aktarsanız bile aynı sezgiyi yaratmak mümkün mü? Oysa aynı (hemen hemen aynı) düşünmeyi oluşturmak mümkün. Kitapta anlatılan herşeye, yalnızca yukarıda yazdıklarımla cevap vermek yeterliydi. Başka hiçbir şeye gerek yoktu. Çünkü kendisi, çok eski, tartışılmış, pek çıkar yolu kalmayınca, mistikler dünyasında yerini almış, insanlığın ilerlemesine hiçbir katkısı olmamış, kimseyi memnun etmemiş, memnun ettiklerini de ayakta uyutmuş bu fikri tekrar tekrar ısıtıp ısıtıp önümüze koyuyor değişik sayfalarda. Hâlâ bize
SezgiOsho · Ganj Yayınları · 2016410 okunma
Kültür Ebesi isimli okura yanıt verildi
Emre Uçar
Kültür Ebesi İyi okumalar efenim
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Linç İncelemesi = Linceleme (Delilere cevap vermek)
2/10
·172 syf.··
2025 47. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 30 Eylül 2025 14:22
Kendisi sürekli; "gerçeği bize şu vermez, bu vermez..." deyip duran, ama meditasyon ve zen-buda gibi öğretiler konusunda bir fanatik gibi savunma yapan, 1990'a kadar bir kanaat önderi gibi takılan Osho, istediği kadar samimi olsun, inandırıcı değil... Kitabın özü aslında çok eski bir yanılgının eseri. Yanılgı şu ki; "Duyularımız bizi yanıltıyor. O zaman sezgimize güvenelim." Bu fikir, presokratik filozoflarda da sokratik filozoflarda da değişik biçimlerde öne sürülmüştür. Bu fikir, dinlerin temelini atmıştır desek, çok küçük bir abartı ihtimali ile doğru söylemiş oluruz. Bu fikrin yanılgı olan tarafına gelirsek; "Ne yani sezgilerimiz bizi yanıltmıyor mu?" sorusunu soruyorum. "Gözlerimiz bazen ışık oyunlarına kanıp bir şeylerin yansımalarını başka bir şeye benzetiyor, o zaman inanması daha saçma olan bir şeye inanalım!" demek gibi bir şey bu. Bizi %60 ihtimalle yanıltan bir organizasyona sahibiz diyelim, %75 yanıltan bir organizasyonu buna tercih eder miydik? İstatistiğini tutmak zordur, evet, katılıyorum. O zaman bir de şu açıdan bakalım: Aktarılabilirlik! Duyularla algıladıklarımızı düşünsel bir süreçten geçirip bir başkasına yine duyular yoluyla aktarıyoruz. Oysa sezdiğiniz bir şeyi aktarma, (ki telepati bilmiyorsanız yine duyular yoluyla aktaracaksınız) aktarsanız bile aynı sezgiyi yaratmak mümkün mü? Oysa aynı (hemen hemen aynı) düşünmeyi oluşturmak mümkün. Kitapta anlatılan herşeye, yalnızca yukarıda yazdıklarımla cevap vermek yeterliydi. Başka hiçbir şeye gerek yoktu. Çünkü kendisi, çok eski, tartışılmış, pek çıkar yolu kalmayınca, mistikler dünyasında yerini almış, insanlığın ilerlemesine hiçbir katkısı olmamış, kimseyi memnun etmemiş, memnun ettiklerini de ayakta uyutmuş bu fikri tekrar tekrar ısıtıp ısıtıp önümüze koyuyor değişik sayfalarda. Hâlâ bize
SezgiOsho · Ganj Yayınları · 2016410 okunma
Emre Uçar
İNCELEMEDE DE HARF SINIRI VARMIŞ; SIĞMAYAN DEVAMI: macı zihninden, güvenilir rehberine itmektir. Bu sadece insanlar için geçerli değildir. Aynı şey hayvanlar, kuşlar, ağaçlar, her şey için geçerlidir. Bu iç rehber vardır. Ve gizemli birçok yeni olgu daha keşfedilmiştir. Birçok örnek vardır. Örneğin, anne balık yumurtladıktan hemen sonra ölür. Sonra baba, yumurtaları döller ve ölür. Yumurta, annesiz ve babasız kalır ve olgunlaşır. Yeni bir balık doğar. Bu balık, anne, baba ve ebeveynlik hakkında hiçbir şey bilmez. Nereden geldiğini bile bilmez. Ama bu balık, denizin belirli bir bölgesinde yaşar ve yavru balık, anne ve babasının yumurtlamak için yola çıktıkları bölgeye gider. Kaynağa ulaşır. Bu tekrar tekrar yaşanmaktadır ve o balık yumurtlama zamanı geldiğinde aynı sahile gelecek, yumurtlayıp ölecektir. Yani, ebeveynlerle yavruları arasında hiçbir iletişim yok. Ama yavrular, bir şekilde nereye gitmeleri gerektiğini, nasıl gideceklerini bir şekilde bilir ve asla yanılmaz. Onları yanlış yönlendiremezsin. Bu konuda deneyler yapıldı, ama başarılı olmadı. Onlar kaynağa ulaşacak. Bir iç rehber devrededir. Sovyetler Birliğinde, kediler, fareler ve birçok küçük hayvanla çeşitli deneyler yapıldı. Bir anne kedi, yavrularından ayrıldı ve yavrular bir denizaltıyla denizin derinliklerine indirildi. Anne kedi, yavrularına ne olduğunu bilemeyecek durumdaydı. Kediye kalp ve beyin etkinliğini ölçen her türlü cihazı taktılar. Ve sonra denizaltıda yavrulardan biri öldürüldü. Anne bunu anında hissetti. Nabzı hızlandı. Endişeli ve gergin oldu. Nabzı, yavrusu öldürülür öldürülmez hızlanmıştı. Bilimsel cihazlar çok derin bir acı hissettiğini belgeledi. Bir süre sonra, her şey normale dönünce, bir yavru daha öldürüldü. Yine aynı değişiklikler görüldü. Üçüncü yavruyla da aynı şey yaşandı. Her defasında yaşandı. Hem de aynı anda. Hiçbir zaman dilimi olmadan. Ne oluyordu? Bilim adamları, anne kedinin iç rehberi olduğunu söylüyor. Bu iç duygu merkezi, nerede olursa olsun çocuklarına bağlı. Anında telepatik ilişkiyi hissediyordu. İnsan anneler bu kadar hissetmez. Bu çok şaşırtıcı. Aslında tam aksi geçerli olmalı. İnsan anne, evrimde daha gelişkin olduğu için, daha çok şey hissetmeli ama hissetmez. Çünkü kafa her şeyi denetimine almıştır ve iç merkezler felç olmuş durumdadır. Ne zaman bir ikileme düşsen ve bir çıkış yolu bulamazsan, düşünme. Sadece derin bir düşünmeme halinde bulun ve iç rehberinin sana yol göstermesine izin ver. En başta korkacak, güven duymayacaksın. Ama bir süre sonra, her zaman doğru sonuca ulaşınca, her zaman doğru kapıyı açınca, cesaretini toplayacak ve güvenmeye başlayacaksın. Bilgelik kalpten gelir. Akılla ilgisi yoktur. Bilgelik, varlığının en derin noktasından çıkar. Kafaya ait değildir. Kafanı kes. Kafasız ol ve varlığın yolundan git. Seni tehlikeye yöneltse bile, tehlikeye gir. Çünkü sen ve gelişmen için gerekli yol budur. Onu izle. Güven ve birlikte hareket et. KRiTERiN MUTLULUK OLSUN Sezgiyle yaşayan bir insan, her zaman başarılı olur mu? Hayır. Ama her zaman mutludur. Başarılı olsun ya da olmasın. Ve sezgisiz yaşayan bir insan, başarılı olsun ya da olmasın, her zaman mutsuzdur. Başarı bir kriter değildir. Çünkü başarı birçok şeye bağlıdır. Asıl kriter, mutluluktur. Çünkü mutluluk sadece sana bağlıdır. Birçok rakip olduğu için başarısız olabilirsin. Sen sezginle çalışıyor olmana rağmen, diğerleri daha kurnazca, daha sinsice, daha hesapçı, daha şiddetli ya da daha ahlâksızca çalışıyor olabilir. O yüzden başarı birçok şeye bağlıdır. Başarı bir sosyal olgudur. Başarılı olmayabilirsin. İsa'nın başarılı olduğunu kim söyleyebilir. Çarmıha gerilmek bir başarı değil, en büyük başarısızlıktır. Otuz üç yaşında çarmıha gerilen bir adam. Bu ne biçim bir başarı? Kimse onu bilmiyordu. Sadece birkaç cahil köylü, havarisi olmuştu. Herhangi bir konumu, prestiji, gücü yoktu. Bu ne biçim bir başarı? Çarmıha gerilmenin bir başarı olduğu söylenemez. Ama o mutluydu. Müsterihti. Çarmıha gerilirken bile. Ve onu çarmıha gerenler daha uzun yıllar yaşamalarına rağmen sürekli mutsuzluk içinde oldu. Bu durumda aslında kim çarmıha gerildi? Önemli olan nokta bu. İsa'yı çarmıha gerenler mi, yoksa İsa'nın kendisi mi? O, mutluydu. Mutluluğu nasıl çarmıha gerersin? O, neşeliydi. Neşeyi nasıl çarmıha gerersin? Vücudu öldürebilir, ama ruhu öldüremezsin. Onları çarmıha gerenler yaşadı. Ancak hayatları uzun ve yavaş bir çarmıha gerilmeden başka bir şey olmadı. Mutsuzluk, mutsuzluk, mutsuzluk! Yani, burada söylemeye çalıştığım şey, eğer sezginin iç rehberini takip edersen, her zaman dünyanın tanımladığı anlamda bir başarıya ulaşmayabilirsin. Ancak Buddha'nın ya da İsa'nın başarı ölçütüne göre, başarılı olursun. Ve bu başarının ölçüsü, mutluluğun, keyfindir. Olup bitenler önemsizdir. Sen mutlu olacaksın; dünya senin başarısız olduğunu söylese bile. Ya da dünya seni bir yıldız yapsa, başarının zirvesine oturtsa bile, bu hiçbir şeyi değiştirmez. Sen her durumda mutlu olacaksın. Neşeli olacaksın. Benim için başarı, mutluluktur. Eğer başarının mutluluk olduğunu anlarsan, o zaman ben, her zaman başarılı olacağını söylerim. Ancak senin için başarı neşe ve mutluluk değil, başka bir şey. Hatta mutsuzluk bile olabilir. Sonunda mutsuz olacağını bilsen bile, başarı peşinde koşarsın. Eğer başarı bize gelirse, mutsuz olmaya hazır mıyız? Bizim için başarı nedir? Başarı mutluluk değil, ego övgüsüdür. İnsanların senin başarılı olduğunu söylemesidir. Her şeyini kaybetmiş olabilirsin. Ruhunu kaybetmiş olabilirsin. Neşeye neden olan o masumiyeti kaybetmiş olabilirsin. Seni ilahi noktaya yaklaştıran o huzuru, sessizliği ve dinginliği kaybetmiş olabilirsin. Hepsini kaybedip, bir deli olmuşsundur. Ama dünya senin başarılı olduğunu söyleyecektir. Dünya için başarı, ego övgüsüdür. Benim için değil. Benim için başarı, mutluluktur. Kimsenin seni tanıyıp tanımaması önemli değil. Başkalarının seni tanıması ya da hiç bilinmeden, duyulmadan, fark edilmeden yaşamak hiç önemli değildir. Ancak eğer mutluysan, başarılı olmuşsun demektir. Bu ayrımı unutma. Çünkü birçok insan, sadece dünyevi başarılar için iç rehberlerini bulup, sezgisel olmak ister. Onlar için iç rehberleri bir öfke kaynağından başka bir şey olamaz. En başta onu bulamazlar. Sonra bulsalar bile, hep mutsuz olacaklar. Çünkü onların hedefi dünya tarafından tanınmaktır. Ego tatminidir, mutluluk değil. Zihnin berrak olsun. Başarı düşkünü olma. Bu dünyada başarı, aslında en büyük başarısızlıktır. O yüzden başarılı olmaya çalışma. Yoksa çok mutsuz olursun. Mutlu olmaya çalış. Her an daha fazla mutlu olmayı düşün. O zaman bütün dünya senin başarısız olduğunu söyleyebilir. Ama sen başarısız olmayacaksın. Mutluluğu yakalayacaksın. Buddha arkadaşlarının, ailesinin, eşinin, babasının, öğretmenlerinin, toplumun gözünde başarısız bir insandı. O, bir hiçti. O, dilenci olmuştu. Bu ne biçim bir başarıdır? Harika bir imparator olabilirdi. Bunun için gerekli niteliklere, kişiliğe ve zihne sahipti. Büyük bir imparator olabilirdi, ama o dilenci oldu. O, başarısızdı. Ama ben sana o başarısız değildi diyorum. Eğer bir imparator olmuş olsaydı, asıl o zaman başarısız olurdu. Çünkü gerçek hayatı ıskalardı. Bodhi ağacı altında ulaştığı gerçekti. Kaybettiği şey ise sahte. Gerçek hayatta, iç yaşamında başarılı olursun. Sahte hayatta ise, bilemem. Eğer sahte dünyada başarılı olmak istiyorsan, kurnazlık, akıl, rekabet, kıskançlık ve şiddet içinde çalışanların izinden git. Onları izle. İç rehber sana göre değil. Eğer dünyevi bir şeyler kazanmak istiyorsan, o zaman iç rehberine kulak asma. Ama sonuçta, bütün dünyayı kazanmış olmana rağmen, kendini kaybetmiş olursun. İsa, "Bir insan, ruhunu kaybettikten sonra bütün dünyayı fethetse ne olur" der. Sen kime başarılı diyeceksin? Büyük İskender'e mi, yoksa çarmıha gerilen İsa'ya mı? O yüzden eğer,... ve bu eğerin çok iyi anlaşılması gerekiyor. Eğer dünyayla ilgiliysen, o zaman iç rehber sana kılavuz olamaz. Eğer varlığın iç boyutlarıyla ilgiliysen, o zaman sadece iç rehber sana yardımcı olabilir." ++ Cevap: Aslında tek tek cevap verdiğim pek çok zırvanın bir arada olduğu ve TEKRAR EDİLDİĞİ bu kısmı paylaştım ki, hiçbir şeyi bağlamından koparmadığım belli olsun. O yüzden bu alıntıya kısa cevaplar verip atladığım yerler olursa onların da birer zırva olduğunu bilesiniz isterim. Madam Curie olayı, daha önce de söylediğim gibi; insanların çalışıp çabalayıp en sonunda rahat bir anlarında sonuca ulaşmasıyla ilgili. Einstein olayı da aynı şekilde. Sovyetlerin yaptığı kedi deneyinin de izine herhangi bir bilimsel yayında rastlamadım. Siz rastlarsanız bana linkini atın veya nasıl bulabileceğimi anlatın. Gerçek hayat-sahte hayat ayrımına kimin vakıf olduğu konusunda Oshosp'un bir şey bildiğini zannetmiyorum. İç rehber-dış rehber muhabbetleri bizim şu çok sıkıntısını çektiğimiz, şeyh-mürit olayları gibi saçma sapan yerlere gidebileceği ise ortada. Buraya kadar bu incelemeyi okuyanlar benim bir "materyalist" olduğumu düşünebilirler. Açıkçası materyalistim ama şunu şerh düşmek isterim ki; duygularımız, sezgilerimiz, hezeyanlarımız, maneviyatımız benim için önemlidir ve bunları yok saymam. Sadece tüm bunların sinir sistemimizle ilgili olduğunu bilir ve bunu kabullenirim. Doğal olan şeyleri anlar, bunlardan hangisi uygar olmamı engelliyorsa onunla mücadele etmeye çalışır, mücadele de edemiyorsam olduğu gibi severim. İnsan olarak seçeneklerim bunlar! -- "Bir Zen ustası olan Rinzai ölmek üzereydi, ölüm döşeğindeydi. Biri sordu: "Usta, sen gittikten sonra insanlar en önemli öğretinin ne olduğunu soracak. Birçok şey söyledin. Birçok konudan söz ettin. Bunları bizim özetlememiz zor olur. Lütfen ayrılmadan önce, bütün öğretini tek bir cümlede özetle. Ve biz onu bağrımıza basalım. Ve seni tanımamış olan insanlar istediği zaman, onlara senin öğretinin bu özünü aktarabilelim." Ölmekte olan Rinzai gözlerini açtı ve müthiş bir Zen haykırışı yaptı. Bir aslan kükremesi. Herkes şoke olmuştu. Ölmekte olan bu adamın, bu kadar enerjiye sahip olduğuna inanamamışlardı. Bunu beklemiyorlardı. Bu adam tahmin edilemezdi. Her zaman öyle olmuştu. Ancak, bu tahmin edilemez adamın, ölmek üzereyken böyle bir aslan kükremesi yapabileceğini hiç beklemiyorlardı. Bu şok hali içinde, doğal olarak zihinleri durdu. Hepsi şaşkındı. Rinzai, " İşte bu!" dedi, gözlerini kapadı ve öldü. İşte bu! Bu an! Bu sessiz an! Düşünce tarafından bozulmamış, bu an! Bu şaşkınlığın çevrelediği sessizlik! Ölüm arifesindeki aslan kükremesi! İşte bu! Evet. Yön, anı yaşamaktan ortaya çıkar. Bu senin yönettiğin ve planladığın bir şey değildir. Kendiliğinden olur. Ve sen onu asla tahmin edemezsin. Ancak hissedersin. O yüzden düz yazı değil, şiir gibi diyorum. Mantık gibi değil, sevgi gibi. Bilim gibi değil, sanat gibi. Güzelliği de burada." ++ Cevap: Salak salak şeyler!
Linç İncelemesi = Linceleme (Delilere cevap vermek)
2/10
·172 syf.··
2025 47. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 30 Eylül 2025 14:22
Kendisi sürekli; "gerçeği bize şu vermez, bu vermez..." deyip duran, ama meditasyon ve zen-buda gibi öğretiler konusunda bir fanatik gibi savunma yapan, 1990'a kadar bir kanaat önderi gibi takılan Osho, istediği kadar samimi olsun, inandırıcı değil... Kitabın özü aslında çok eski bir yanılgının eseri. Yanılgı şu ki; "Duyularımız bizi yanıltıyor. O zaman sezgimize güvenelim." Bu fikir, presokratik filozoflarda da sokratik filozoflarda da değişik biçimlerde öne sürülmüştür. Bu fikir, dinlerin temelini atmıştır desek, çok küçük bir abartı ihtimali ile doğru söylemiş oluruz. Bu fikrin yanılgı olan tarafına gelirsek; "Ne yani sezgilerimiz bizi yanıltmıyor mu?" sorusunu soruyorum. "Gözlerimiz bazen ışık oyunlarına kanıp bir şeylerin yansımalarını başka bir şeye benzetiyor, o zaman inanması daha saçma olan bir şeye inanalım!" demek gibi bir şey bu. Bizi %60 ihtimalle yanıltan bir organizasyona sahibiz diyelim, %75 yanıltan bir organizasyonu buna tercih eder miydik? İstatistiğini tutmak zordur, evet, katılıyorum. O zaman bir de şu açıdan bakalım: Aktarılabilirlik! Duyularla algıladıklarımızı düşünsel bir süreçten geçirip bir başkasına yine duyular yoluyla aktarıyoruz. Oysa sezdiğiniz bir şeyi aktarma, (ki telepati bilmiyorsanız yine duyular yoluyla aktaracaksınız) aktarsanız bile aynı sezgiyi yaratmak mümkün mü? Oysa aynı (hemen hemen aynı) düşünmeyi oluşturmak mümkün. Kitapta anlatılan herşeye, yalnızca yukarıda yazdıklarımla cevap vermek yeterliydi. Başka hiçbir şeye gerek yoktu. Çünkü kendisi, çok eski, tartışılmış, pek çıkar yolu kalmayınca, mistikler dünyasında yerini almış, insanlığın ilerlemesine hiçbir katkısı olmamış, kimseyi memnun etmemiş, memnun ettiklerini de ayakta uyutmuş bu fikri tekrar tekrar ısıtıp ısıtıp önümüze koyuyor değişik sayfalarda. Hâlâ bize
SezgiOsho · Ganj Yayınları · 2016410 okunma
Kültür Ebesi isimli okura yanıt verildi
Emre Uçar
Teşekkür ederim. Böyle delileri daha az insanın okuması için elimden geleni yapacak kadar deliyim ben de işte 😊 Bakalım cesaret kitabı da listemde kendisinin. Onu da ciddiye alıp böyle bir linceleme yazar mıyım bilmem