Bu kişilerin zihni durmaksızın çalışan ve her gün mesaiye kalan bir işçi gibidir. Uyudukları süre dışında kalan zamanı düşünerek geçirirler. Olayları akıldan geçirmek onlar için adeta bir zorunluluktur. Düşüncelerini durduramadıkları gibi, olayları tasarlamadıklarında rahatsızlık duyduklarını da söylerler.
Bir problem yaşandığında, problem üzerinde dönüp durmanın bir süre sonra çözüme ulaştıracağına inanırlar. Ulaştıkları sonuç kendi oluşturdukları hedefe uymuyorsa, bunu çözüm olarak değerlendirmezler. Kendi “çözüm” olarak düşündükleri noktaya nasıl ulaşabilecekleri üzerinde kafa yorarlar.
Bu da doğal olarak düşüncelerin sınırlanmasına, benzer düşünceler etrafına dönmelerine neden olur, içsel sıkıntılarını arttırır. 
Tutarsız ve karmaşık ilişkilere sahip aile yapıları içinde büyüyen kişilerin belirsizliğe tahammülleri oldukça azdır. Bu tarz aile yapılarında neye kızılacağı, hangi davranışın onaylanacağı, neyin tepki göreceği belirsizdir. Duygusal ve fiziksel zararlardan korunmak isteyen çocuk, anne ve babasının davranışlarını tahmin etmeye; bu şekilde kendi davranışlarını da belirlemeye çalışır. Davranışlarını, tahminlerine göre ayarlar ki ebeveynlerinin tepkilerinin yarattığı duygusal tahribatı azaltabilsin.
Altıncı gün gök ve yer bütün ögeleriyle tamamlanmıştı, yarattıklarına baktın ve her şeyin çok güzel olduğunu gördün. Yedinci güne gelindiğinde her şeyi bıraktın ve dinlenmeye çekildin; belki de yedinci gün hâlâ sürüyor çünkü masumların, acı çekenlerin çığlıkları ulaşmıyor sana ve artık her şey güzel değil.