Öyle şeyler hissedersiniz ki acı içinde olduğunuzu bilir ama kimseye ispat edemezsiniz, insan kolunu kapıya çarpar bunu ispat eder, bu acıya bir açıklama bulur. İnsan ayağını masaya çarpar bunu ispat eder, bu acıya da bir açıklama bulur. Hasta olur, ispat eder. Sakatlanır ve bunu herkese gösterebilir, herkesi buna inandırabilir. Oysa insanın ruhu acı içindeyken bunu kendinden başka kimseye tam olarak anlatamaz, kendinden başka kimse sayesinde iyileşemez...
Aşk acısının şöyle berbat bir özelliği var: Paylaşılamıyor. Sahibine son derece sadık, atsan da satsan da tatlı dil de döksen, zinhar lütf edip başkasına gitmiyor.
Yaradan'ın oraya kan pompalasın diye yerleştirdiği hain kalp, esas vazifesini unutup yine acı pompalamaya başladı. Gün başladı, hayat başladı, çaresizlik ve ne zaman biteceğini bilmediğiniz o korkunç sancı yeniden başladı. Evet, bir zamanlar aşık olacak kadar şanslıydınız; işte bu da ikramiyeniz, güle güle harcayınız.
Kalp ağrısı, sabah, öğlen, akşam ve dahi gece peşinizi bırakmaz. Ama en fecisi sabah vardiyasıdır. Bitmek bilmeyen gecelerin sonunda, uykuya dalabildiğiniz o nadir anlarda, rüyalardan yakanızı kurtarıp da kısacık bir süre için her şeyi unutmayı becerebilmişseniz, sabah şaşkın bir tavuk gibi uyanırsınız. Yanlış giden bir şeyler olduğunu bilir, fakat uyku dan uyanıklığa devrildiğiniz ilk birkaç saniye, ne olduğunu kestiremezsiniz. Sonra? Dan! Gerçek, olanca ağırlığıyla tam kalbinizin üzerine oturuverir.