Dostoyevskinin kitaplarının, onları (zannımca) daha bir okunur yapan ama öte yandan da okuyucuyu kitabın büyük bölümünde yokuş yukarı yürüttükten sonra onu gerisin geri uçurumdan yuvarlayan bir özelliği var: Önceki birkaç yüz sayfada adeta ilerlemiyormuşçasına yavaş bir şekilde kurgulanan, zaman zaman sayfalarca bir düşünceyi -farklı bir zamanı ve mekanı anlattığından olsa gerek, kendi adıma bildiğim fakat anlayamadığım kelimelerle- anlatan, olayları en heyecanlı yerlerinde kesip okuyucunun belki de hiç tahammül edemeyeceği ama kuşkusuz yazar için pek önemli bir yan karakteri analize başlayan kitap; son yüz sayfada tüm düğümleri çözüyor. Okurun beklediği veya beklemediği, istediği veya istemediği şekilde, orası tartışılır...