"...kızım; seni gerçeğe çağırıyoruz. Bir Allah'ın hidayetine. Herkesin eşit olduğu, Allah ile kul arasında aracıların bulunmadığı imana çağırıyoruz. Puta tapmamaya, karşına resimler, ikonalar koyarak önününde diz çökmeden Allah'a doğrudan secde etmeye çağırıyoruz. Mumlardan, çamlardan medet ummadan, günün herhangi bir saatinde, herhangi bir mekânda Allah'a yönelebileceğini bilmeye, kalbini dosdoğru hakikatin kendisine yöneltmeye çağırıyoruz. Elçi Muhammed bütün insanların eşit olduğunu söylerken kilisenin kul ile Allah arasına koyduğu papalara, papazlara, piskopos veya arşeveklere, rahip ve rahibelere itibar etmemeye çağırıyoruz. Birilerinin menfaatleri adına kul ile Allah arasına girip cenneti tekeline alan adamlara aldanmamaya çağırıyoruz. Bunların hiçbiri İslamiyet'te yok. İslâmiyet sevmeyi, dost olmayı, müsamahayı anlatıyor..."
Ebû Eyyûb hemen koşup Kusvâ'nın(Hz. Muhammed'in devesi) sağrısında asılı duran eşyasını aldı. Küçük bir çıkındı bu. İstese kâinata sahip olurdu ama o gönüllere sahip olmayı seçmişti.