Bir trenin camlarında uzayıp giderken dünya
Yakalanmayan görüntüler mutluluklardır belki.
Acılarsa, uzun uzun beklenilen istasyonlara benzer.
İki uzaklık arasındadır her insanın tarihi..
Gitsem bütün akşamlar geç, sabahlar erken...
Kalsam bu kent alnıma yeni çizgiler ekler.
Akıp giden her suyla akma isteği midir bu?
Açan her çiçekle açmak mı gelir içimden?
Oysa acılarımızdır birbiriyle çarpışan yaşam boyu
Mutluluklarımızdır, cephe gerilerinde bekleyen.
Her ayrılık belki de bir kaçıştır kendimden.
Bırakıp gitmelerin durulduğu bir yer yoksa da
Düşlerimde yollar tozar, denizler köpürürken
Artık bu kent de bir ayrıntıdır olsa olsa ...
Bir uçurum dolar ya kendi derinliğiyle
Bir deniz o deli mavisiyle birdenbire barışır
Ben de öyle, yetiniyorum bu yaşamla işte.
Son dizesi yazılmamış o tufan şiirlerinin
Burukluğu her ne kadar kaldıysa da içimde.
Yıllar boyunca taşlandım.
Benim adıma konuştular, kararlar aldılar.
Hükümleri ölümümdü.
Ama astıkları bütün urganlar,
Kurdukları darağaçları,
Boğdu kendi kendini.
Yaşamın ufuk çizgisindeyim.
Ölümle dirimin birleştiği
Bir kör noktada...
Uzun ve bir o kadar da acı..
Bir ömrün ön sözünü bitirdim
Aklımdan yüreğime köprüler çatarak
Yıllar boyunca.
Tufanlar çağında doğdum.
Taş taş üstünde bulmamayı bağışladılar bana.
Ölümü ve acı çekmeyi,
Gömülmeyi, boğuk
Ve dipsiz uçurumlara.