Bazen 150 sayfalık bir kitabı 15 gün bir ayda bitiremediğim oluyor. Okuduğum kitap beni içine çekmediği zaman uzun süre başka bir kitabı da bitiremiyorum. Evet başka başka kitaplar okuyorum ama
Kitap kendini son sayfalara doğru baya açtı. Özellikle gül yetiştiren adamın camiye gittiği bölüm ve sonrasını okumak çok zevkliydi. İki farklı hikayeyi barındıran kitap da bir noktada o iki hikayeyi de birleştirmesi çok hoşuma gitti.
Kitap bana Stefan Zweig'in "Bir çöküşün hikayesi" adlı kitabını anımsattı.
İki kitapta da zaman ve mekan farklı olsa da insanın içinde yaşattığı kişiyle dışardan göründüğü kişinin farklı olabileceğine değiniyor.
Kitabın 1. Baskısı 1967 yılına ait. Yazarı Sezai Karakoç sanki 2020'ye ışınlanmış da bir durum değerlendirmesi sonucunda yazmış kitabını. Kitabın genelindeki tahliller 'Vay be' dedirtti bana.