Beyninizi tırmalayan zaruretleri mi hatırlıyorsunuz. Evet hayatın zaruretleri ayaklarımıza dolanmış zincirlerdir ve ıstıraplarımıza çeşni katar. Fakat bu vahşi sahayı geçmek için hiçbir zaruret kâfi bir mazaret değildir.
*Ruhumuzu aldatmayalım, ebedî gayeye ihanet etmiş oluruz*
Kitap kendini son sayfalara doğru baya açtı. Özellikle gül yetiştiren adamın camiye gittiği bölüm ve sonrasını okumak çok zevkliydi. İki farklı hikayeyi barındıran kitap da bir noktada o iki hikayeyi de birleştirmesi çok hoşuma gitti.
Kitap bana Stefan Zweig'in "Bir çöküşün hikayesi" adlı kitabını anımsattı.
İki kitapta da zaman ve mekan farklı olsa da insanın içinde yaşattığı kişiyle dışardan göründüğü kişinin farklı olabileceğine değiniyor.