Belli bir noktadan itibaren enformasyonlar artık bilgilendirici değil, yıkıcıdır. Bu kritik eşik çoktan aşılmış durumda. Hızlı bir şekilde artan entropi, yani enformik kaos, bizi hakikat sonrası bir topluma doğru sürüklüyor. Yanlış ve doğru arasındaki ayrım düzleştirilmiş durumda. Şimdi enformasyonlar, gerçeklikle bağlarını yitirmiş bir şekilde hiper-gerçek bir ortamda dolaşım halindeler. Yalan haberler de enformasyondur ve hatta belki olgulardan daha etkilidir. Önemli olan kısa vadeli etkidir. Etkililik, hakikati yerinden etmiştir.
Algoritmalar tarafından yönetilen dünyada insan giderek eylem gücünü, bağımsızlığını kaybeder. Kavrayışından kaçan bir dünyanın karşısında bulur kendini. Anlayamadığı algoritmik kararları takip eder.
Peter Abelard ve Heloise’nin mektupları, edebiyat tarihinin en sarsıcı aşk metinlerinden biri olarak kabul edilse de, öyle sanıyorum ki yeterince tanınmayan bir eser. Bu mektuplar iki büyük zihnin hem dünyevi hem ruhani aşk üzerinden yaşadığı trajedinin tanıklığını sunuyor.
Daha önce Ronald Duncan’ın Abelard ve Heloise Mektuplar adlı oyun biçimindeki eserini okumuştum. Duncan’ın versiyonu, bu iki aşığın mektuplarından yola çıkılarak kurgulanmış dramatik bir metindi. Duygusal yoğunluğu güçlü olsa da orijinal mektuplardaki bazı bölümler özellikle Abelard’ın bir dostuna yazdığı, mektuplaşmayı başlatan mektup yer almıyordu. Peter Abelard imzasıyla yayımlanan bu versiyonda ise o eksik halkayı görmek mümkün. Abelard’ın yaşadıklarını kendi ağzından anlattığı bir tür ruhsal itiraf...
Kitabın giriş kısmında Abelard ve Heloise’nin yaşam öyküsü anlatılıyor. Bu biyografik bölüm, tarihsel bağlamı anlamak için faydalı olsa da, doğrudan mektuplarla başlanması da mümkün.
Birçok trajik aşk hikayesi bilinir: Romeo ile Juliet, Mem u Zin, Leyla ile Mecnun… Ancak Abelard ve Heloise’deki derinlik, bu hikâyeleri aşan bir tür felsefi trajedidir. Burada sadece iki aşığın değil, iki düşünürün çarpışması da var. Akıl ile tutku, inanç ile beden, ruh ile arzu... Kitabı bitirdikten sonra bile o sızı, insanın içinde uzun süre kalıyor çünkü bu mektuplar, yalnızca bir aşkın değil, insanın varoluşsal çatışmasının da anlatısı.
Hiç hissetmediğiniz bir şeye acıyamazsınız:
Yalnızca duygudaş bir keder cezbedebilir,
İyileştiren el, katlandığım şeyi hissetmeli.
Sen, Eloisa, sadece sen, beni rahatlatabilirsin,
Çırpınan ruhumu huzura kavuşturabilirsin.
Beni uzun zamandır kaybettiğim dinlenme cennetine
geri getir.