Hesse ile ilk ne zaman karşılaştığımı hatırlamıyorum; fakat onunla tanıştıktan sonra hayatımın eskisinden çok farklı olduğunu biliyorum. Yepyeni bir pencere açmıştı bana. Bundan olsa gerek, birçok kişiye Hesse’nin kitaplarını - özellikle Siddhartha’yı - hediye etmişimdir. Nasıl ki benim hayatıma ışık tutmuşsa, onlara da ışık olacağını düşünmüş olmalıyım.
Siddhartha’yı üçüncü kez okuyorum. Nasıl olur da aynı hikaye, her defasında bir yanıyla çarpıcı, bir yanıyla dinginleştirici bir etkiye sahip olabilir? Daha önceki okumalarımda da kitabı bitirirken gözlerim dolmuş muydu hatırlamıyorum; fakat insanın içine dolan ve oradan taşan bir hakikat barındırıyor.
Siddhartha kim peki? Sen, ben, o… Aynı zamanda gökyüzü, nehir, taş ve ova. İnsanın yeryüzündeki ıstırabı, arayışı, bulup bulup kaybedişi… İnsanın yürüdüğü yol Siddhartha: Nereye varacağını çoğu zaman bilmediği, bildiğini sandığı bir yol. İnsanın en güçlü ve en zayıf yanı, en temiz ve en kirli yüzü; ve hepsiyle birlikte hem kendisi hem diğeri olan. Bir’in içindeki bütün, bütünün içindeki biricik o. Siddhartha benim, sensin ve o.
Elimden gelse, bu kitabı herkese okutmak isterim; ama aynı zamanda bunun gülünç ve anlamsız bir istek olduğunu da biliyorum. Umarım ihtiyacına denk düşen herkesin yolu Siddhartha ile kesişir. Işık olsun.