Bir gün Mayakovski’siniz devrimin yollarında, bir gün Sapho bir yar’ın başında.
Kendiniz olarak terk etmenin ağırlığı Vronski olarak terk edince muafiyet kazanıyor kuşkusuz. Kendiniz olarak yara olan yerleriniz Julien Sorel olunca estetize edilmiş oluyor.
Ama bir şeyi gözden kaçırıyorsunuz.
Sizin, sizi yazan bir yazarınız yok.
Julien, Hamlet, ya da Anna kadar şanslı değilsiniz.
Hamlet’in aşkını yaşayayım derken kendi aşkınızı gözden kaçırıyorsunuz. Simyacı gibi kişisel menkıbenizi aramaya kalkışıyor, Nietzsche gibi ağlıyor, ya da Peçorin gibi kendinizden kaçıyorsunuz. Hamlet’in bakışlarının arkasından çok şaşırtıcı, bir o kadar da güldürücü biçimde sizin kendi bakışlarınız ayırt ediliyor.
Bırakın Tanrı aşkına roman kahramanları olmayı,ya da tiyatro.
Bir gün Hamlet’siniz, bir gün Ophelia.
Bir gün Raskolnikov’sunuz, bir gün Esmeralda. Don Kişot? Belki baştan beri ve hâlâ.
O yüzden ya zaten hep roman kahramanlarısınız.
Bunlar en mutlu günleri ayrılığımızın
Yanaşmadan özlemenin limanlarına
Bir uzun hava içinde kendimiz kendimizin
Uzasın dönmenin saçları, çağırma uzasın
“Medesliler, Pafkiyonyalılar, Keltler, ” diye yazdırırdı Şehzade, ve Kâtip, “kendileri olamadıkları için yıkılıp gittiler, ” diye eklerdi efendisinden önce. “Skintiyalılar, Kalmuklar, Misyalılar, ” derdi Şehzade, ve “kendileri olamadıkları için yıkılıp gittiler, ” diye eklerdi Kâtip.