Gülcan

Gülcan
Bütün mümkünlerin kıyısında..
Fou-rou!
10/10
·678 syf.·
Beğendi
·
2026 18. kitabı
Vincent Van Gogh… Sana dair birkaç kelam etmeden geçmek, ruhuna haksızlık olurdu. Uzun zamandır benliğimle bütünleşen, sayfalarında kaybolduğum tek sığınaksın. Bu yüzden senin hikayen, biraz da bizim hikayemiz... Her şey sevilmemekle başladı. Sahi, neden sevmediler seni? Neden başladığın işlerin sonunu getirmene izin vermediler? Belki de aradığın o saf ışığı bu dünyada bulamadığın içindi. Çok çalıştın, çok çabaladın ama olmadı işte... Adım attığın her yerde dışlandın, kalabalıklar içinde yapayalnız bırakıldın. Tanrı için, inancın için kendini feda edercesine çalıştın; ama sonunda anladın ki kader, insanı bazen en karanlık köşesinde tek başına bırakıyor. İşte tam o karanlığın ortasında, içindeki renkleri ve resim yeteneğini keşfettin. Kardeşin Theo’nun sonsuz desteği, mektuplardaki o sarsılmaz bağı ve resim yapma tutkun seni ayakta tutan tek dayanaktı. Fırçan sanki bir asa gibiydi; dokunduğun her tuvalde acıyı bir gün batımına, yalnızlığı ise uçsuz bucaksız bir yıldızlı geceye dönüştürdün. Fakat dünya, senin o geniş ve parlak ruhuna dar geldi Vincent. Sen gökyüzünü boyadıkça, yeryüzü daha da karardı. Sonunda, o meşhur sarı renk bile içindeki hüznü örtmeye yetmedi. Belki de gitme vaktin gelmişti; çünkü bu dünya, senin kadar çok seven ve bu kadar derin hisseden bir kalbi taşımaya hazır değildi. Kulağımızda Theo’ya yazdığın son sözlerin yankılanıyor: "Hüzün sonsuza dek sürecek." Belki hüzün baki kaldı ama senin o sönmek bilmeyen ışığın, bugün hala dünyayı aydınlatmaya devam ediyor. Huzur içinde uyu, fırçasıyla güneşi evimize getiren adam.
1000Kitap
Yaşama TutkusuIrving Stone · Cümle Yayınları · 2015484 okunma
bir bekleyiş hikâyesi...
9/10
·428 syf.·
Beğendi
·
2026 12. kitabı
Javier Marías’ın bu romanı aslında bir casusluk hikayesi maskesi takmış, çok derin bir evlilik ve sadakat sorgulaması. Tomás’ın o müthiş dil yeteneği yüzünden bir gün kendini İngiliz Gizli Servisi’nin içinde bulmasıyla her şey başlıyor ama asıl mesele operasyonlar değil, bu durumun evdeki yansıması. Berta, kocasının hayatının koca bir kısmından tamamen dışlanmış durumda. Tomás bir gün evden çıkıyor, bazen aylar sonra dönüyor ama nerede olduğu, ne yaptığı tam bir sır. Düşünsene, en yakınınındaki insan bir "hayalete" dönüşüyor. Kocasının bir kahraman mı yoksa bir suçlu mu olduğunu, hatta gerçekten o kişi olup olmadığını bile tam olarak bilemiyor. Bu "bilmeme" hali, fiziksel bir ayrılıktan çok daha ağır bir yük aslında. Marías burada bizi bir düşünce labirentine sokuyor: Birini gerçekten tanımak mümkün mü, yoksa hepimiz aslında birer yabancıyla mı yaşıyoruz? Kitap ilerledikçe Berta ile birlikte o belirsizliğin içine hapsoluyorsun. Her kapı çalınışında, her uzun sessizlikte onunla birlikte geriliyorsun. Aksiyonun değil, o bitmek bilmeyen bekleyişin ve şüphenin yarattığı gerilim seni ele geçiriyor. Sonuçta ortaya çıkan şey, sırların bir ilişkiyi nasıl sessizce kemirdiği ve insanın belirsizlikle nasıl başa çıkmaya çalıştığına dair çok güçlü bir portre. Eğer "hiçbir şey göründüğü gibi değildir" fikri seni cezbediyorsa, bu hikaye bittiğinde seni uzun süre düşündürecek demektir.
1000Kitap
Berta IslaJavier Marias · Yapı Kredi Yayınları · 2019141 okunma
Ela Gözlü Pars
10/10
·416 syf.·
2026 6. kitabı
Bugün size sadece bir kitap kahramanını değil, hayran kaldığım gerçek bir kadını, Celile'yi anlatmak istiyorum. Osman Balcıgil öyle bir anlatmış ki, kitabı bitirdiğimde sanki Celile Hanım'la karşılıklı kahve içmişiz gibi hissettim. Biliyorsunuz, o meşhur Nâzım Hikmet’in annesi. Ama aslında çok daha fazlası... Saray çevresinde doğmuş, tam bir aristokrat. Ama o, konforlu hayatına yaslanıp oturmak yerine tutkularının peşinden gitmiş. Düşünsenize, o devirde kalkıp Paris’e gidiyor, eğitim alıyor ve Türkiye’nin ilk kadın nü ressamlarından biri oluyor. Tabuları yıkmak tam da böyle bir şey! Kitabı okurken bir yandan Osmanlı’nın o hüzünlü çöküşünü, bir yandan da Cumhuriyet’in heyecanlı kuruluşunu iliklerime kadar hissettim. Celile, bu iki dünyanın arasında dimdik duran o köprü gibi. Tabii bir de o meşhur aşk var... Yahya Kemal. Edebiyatımızın o dev ismiyle yaşadığı tutkulu ama bir o kadar da yakan aşkı okurken "Ah be Celile!" demeden edemedim. Ama beni asıl vuran, o asil kadının oğlu Nâzım için her şeyi elinin tersiyle itmesi oldu. Oğlu hapisteyken, görmeyen gözleriyle Galata Köprüsü’nde açlık grevi yapacak kadar devleşen, korkusuz bir anne o. Kısacası Celile; aşkı, sanatı ve evladı için dünyayı karşısına alan bir kadının manifestosu gibi. İncelememi bitirirken Yahya Kemal’in o limandan gidişini izlerken yazdığı, ama aslında Celile'nin ruhunun özgürlüğe kaçışını anlatan o efsane dizeler dolandı dilime... "Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler; Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler. Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden, Çok seneler geçti; dönen yok seferinden."
Alıntı
CelileOsman Balcıgil · Destek Yayınları · 20166,8bin okunma
1984 üzerine...
8/10
·352 syf.·
Beğendi
·
2026 5. kitabı
Kitabın kapağını kapattığımızda o gri dünya orada kalmıyor, başımızı kaldırıp etrafa baktığımızda benzer yansımaları görmeye başlıyoruz. Asıl ürkütücü olan ne biliyor musun? Kitabı bitirip kafamı kaldırdığımda, 1984'ün o boğucu havasının sadece sayfalarda kalmadığını, sanki yavaş yavaş günümüze de sızdığını hissediyorum. Hani o meşhur "tele-ekranlar" vardı ya, hani her an bizi izleyen, her hareketimizi kaydeden o devasa göz... Şimdilerde o ekranlar artık cebimizde, her an yanımızda. Gittiğimiz her yer, beğendiğimiz her fotoğraf, yazdığımız her kelime bir yerlerde veri olarak birikiyor. Büyük Birader belki dev ekranlardan bize bağırmıyor ama algoritmalar ruhumuzu bizden iyi tanır hale geldi. Bir de şu "yenisöylem" meselesi var; hani kelimelerin içi boşaltılıyor, anlamları değiştiriliyor ya... Günümüzde de kavramların nasıl eğilip büküldüğünü, gerçekle yalanın birbirine nasıl karıştığını gördükçe "Orwell bugünü görse ne derdi?" diye düşünmeden edemiyorum. Artık her şey o kadar hızlı tüketiliyor ve o kadar çok "bilgi kirliliği" var ki, Winston'ın o küçücük cam kağıt ağırlığında aradığı o saf, değişmez gerçeği bulmak her geçen gün daha da zorlaşıyor. Yani 1984 sadece geçmişin bir uyarısı değil, bugünün tam ortasında duran o devasa ayna sanki. O aynaya baktığımda, kendi özgürlüğümüze ve zihnimize sahip çıkmanın ne kadar hayati olduğunu bir kez daha anlıyorum. Kestane ağacının altında birbirimizi satmadığımız, gerçeğin hala bir değer ifade ettiği o dünyayı korumak, sanki hepimizin sırtındaki o gizli sorumluluk gibi.
1000Kitap
1984George Orwell · Can Yayınları · 2023199,7bin okunma
Yaşamak!!!
Puan vermedi·210 syf.·
2026 3. kitabı
Bazen bir kitap okursun ve bittiğinde sanki o karakterle birlikte sen de yaşlanmışsın gibi hissedersin ya, Yaşamak tam olarak bu benim için. Fugui ile öyle bir bağ kurdum ki, o ihtiyar adamın yanına oturup omuz omuza vermişiz gibi hissediyorum. Yu Hua sağ olsun, hiç laf kalabalığı yapmadan, süslü cümlelerin arkasına saklanmadan anlatmış her şeyi. Öyle içten, öyle çıplak bir anlatımı var ki; Fugui’nin kaybettiği her sevdiğinde, sırtındaki o ağır yükte benim de canım yandı. Hayat bazen üstümüze en sert dalgalarıyla gelse de, her şeye rağmen yarına uyanmak ve o toprağa basmaya devam etmek aslında sessiz bir zafermiş. Zenginlik, başarı ya da büyük idealler... Hepsi bir kenara, sadece nefes almanın, sadece orada olmanın o sarsıcı bir güzelliği varmış. Bu kitap benim için artık bir kağıt yığınından çok daha fazlası; zor zamanlarımda Fugui'nin inadını hatırlayıp güç bulduğum bir dost oldu. Günün sonunda, Fugui ve o ihtiyar öküzüyle baş başa kaldığında anlıyorsun ki; dünya ne kadar dönerse dönsün, asıl mesele tüm fırtınalara rağmen o ağacın gölgesinde huzurla oturabilmekmiş. Bu hikaye kalbimin bir köşesinde, en samimi hatıralarımın yanında hep duracak.
1000Kitap
YaşamakYu Hua · Jaguar Kitap · 202669,8bin okunma