Kitabımız ismini 1. Dünya savaşı sonrasında kıyıma uğrayan yezidilerin ölü bedenlerinin atıldığı Fırat nehrindeki görüntülerden almış.
Lonzan anlaşması'ndan sonra Türkiye'de yaşayan yunanlar ile Yunanistan'da yaşayan Türkler zorunlu yerleşime tabi tutuluyor.
Kitaptaki iki alıntıdan söz etmek istiyorum;
-Bir insan doğup büyüdüğü, bir parçası olduğu toprağını, denizini, evini, bahçesini, eliyle diktiği zeytin ağaçlarını, şeftalileri, kirazları nasıl bırakır da giderdi? Hiç direnmeden, sesini bile çıkarmadan, kuzu kuzu, yüreğindeki acıyı hiç dışa vurmadan...
-Ne olursa olsun, bir insanı toprağından koparıp almak, onun yüreğini koparıp almak gibi bir acı değil midir?
Çok haklı değil mi? İnsanı toprağından koparıp başka toprağa ekmek ne kadar da sancılı bir durumdur. Yüzyıllarca karanlıkta kalıp sonra kafasını topraktan çıkarıp güneşle suyla fırtınayla kasırgayla veyahut yakıp kavuran güneşle harmanlanıp kök saldıktan sonra bir kararla sizi kökünüzden koparmaya çalışıp başka yere ekmek için sizi ikna ederler, etmeleri çok sorun değil çünkü siz buna mecbursunuz...
Abbas(poyraz musa) ve Vasilinin peşinde bir bakmışın Çanakkale'desin, bir bakmışsın Arabistan çöllerinde ,Fırat nehri'nde, Allahuekber dağlarında Kafkasya dağlarındasın. Onlarla dolaşıyorsun bütün Anadolu'yu Asya'yı.Üç tarafı denizlerle çevrili, ormanları ve birçok doğal güzelliği olan büyük ve güçlü uygarlıklara ev sahipliği yapmış cennet gibi bir coğrafyanın insan eliyle nasıl mahvedildiğini tarih boyunca yazdı kitaplar. Bu kitapta da yazılmış bu.
İnce Memed ile tanıdığım Yaşar Kemal'in bir başka serisi Bir Ada Hikayesinin ilk kitabı olan Fırat suyu kan akıyor baksana kitabı beni diyarlardan alıp diyarlara götürdü. Betimlemeler biraz sıkmış olsa dahi asla bırakmadı kendini okutmayı buda yazarın başarısı. Bu