Bu insanın üç özelliği vardır: Olması gereken ve olma sürecine girmesi gereken bu insanın üç özelliği vardır: İlk olarak bilinçli, öz varlığının bilincinde olan bir varlıktır. İkinci olarak seçme yeteneği vardır. Üçüncü olarak yaratıcı özelliği vardır.
Açıkçası bu benim yaş aralıgıma çok uygun bir kitap değilmiş :) . Öncelikle kitabı çok eğlenerek okuduğumu bazı yerlerde güldüğümü okuduğum saatler boyunca zevk aldığımı belirtmek isterim. Sırf bu tadı almak için bile okunabilecek bir kitap. Şimdi neden bunun bana uygun olmadığına ve kitabın içeriğine geçelim ;-)
Öncelikle ben şuan daha gençliğin baharında olduğum için çocuklarla çok etkileşimim olmuyor. O yüzden aslında çokta bana hitap eden günlük hayatta pratiğe dönüştürebileceğim bir yapıp olmadı aslında ama en azından artık bir çocuk usulca yanaşıp bir soru sorduğunda az çok nasıl cevap vermem gerektiği anladım sanırım :D.
Kitabın içinde de sizi bol bol tebessüm ettirecek eleştirilen bir dizi mektup bekliyor sizi. Bunlar hepimizin az çok dert yandığı aksaklığı hissettiği yanlar. Bilmiyorum berki daha binlerce yıl geçmediğinden olsa gerek yazara kendi çocukluğumdan haklar verdim. Ne zaman bir şeyi merak etsem bilginç veya yerici cevaplara maruz kaldığımı hatırlıyorum. Kime sorsanız eline kitap almamış dahi olsa okumanın faydalarında bahsedip öğüt verip biraz o tarafa yeltenince 'çok okuyup profesör mü olacan?' tavırlarına maruz kaldık,kalıyoruz. Tavsiye olarak e-kitapa yelteniniz :)
Bunun yanında yazarın dilinin çok sade ve sürükleyici olduğuna değinmek gerek.Kitaba başladığınızda su gibi akmaya başlıyor elinizde. Kitapta hiçbir yerde takıldığımı,sıkıldığımı hatırlamıyorum. İçerdiği ezberci eğitim sistemi,dediğim yap yaptığımı yapma anlayışında öğüt veren büyükler(!),nutuk atmaya otorite kurmayı çok seven öğretmen/müdürler ve daha nice eleştirilerle bazen güldürüyor bazen düşündürüyor neticede de yazara hak vermemek elden gelmiyor.
--- Sürprizbozan ---
Ayrıca okurken bir yerde kendime çok şaştım açıkçası şu eli olmayan çocuk bölümün okurken. Önce müdür
-Aferin! Damlaya damlaya göl olur. Ne olurmuş?
Ben, Metin'den önce davranıp,
-Göl olmaz! dedim.
-Nasıl, dedi, göl olmaz mı?
-Olmaz, büyükbaba.
Çatık kaşla,
-Ya ne olur? dedi.
-Damlaların düştüğü yer çukursa göl olur. Ama çukur değilse... Damlar,
damlar, damlar...
-Eeee? Sonra?
-Sel olur akar gider...
Babam, sert sert yüzüme baktı.