Demlerle demlediğimiz bu hayata, "Hayatım," diyerek onu size ait kılın önce.
Ardından düşünün 'son' ne demek. Sonra ruhunuzun, zihninizin hiç değilse bedeninizin unutmayacağınız bir yerine asın bu düşündüğünüzü. Bunu yapın: Size aşk vadediyorum, size sizin olan bir hayat vadediyorum. Size mânâ, size çoşku, size cesaret, size güç, size hayat vaadediyorum. Yanında da hediyesi güzel bir ölüm...
Sana bu sohbetimiz boyunca uzun uzun ağdalı cümleler kurmayacağım... Kuantum, anda yaşa, çekim yasası gibi popüler yaklaşımları da kaynatıp sana sunmayacağım. Bunu yapan çok zaten. Zaten neyi keşfediyoruz ki... Mevlana yüzyıllar önce, filozoflar, ilim adamları binlerce yıl önce her şeyi söylemediler mi? Ne yapmamız, nasıl yaşamamız gerektiğini biliyoruz. Ancak, yaşama geçiremiyoruz. Cümlelerimde sana ders vermeyeceğim ben. Hayatında bir sürü insan bunu yapmaya çalışıyor zaten.
Ya artık daha fazlasına sahip olmanın değeri yüceltilmese ve daha azına sahip olmak hor görülmese?
Ya saygınlığın göstergesi olarak meşguliyeti göklere çıkarmasak? Ya bunun yerine dinlemeye, kafa yormaya, düşünmeye ve hayatımızdaki en önemli insanlarla vakit geçirmeye ayırdığımız zamanı önemsesek?