Necip kafasındaki kuşkunun Erdener Bey'le ilgili olmadığını anladı. Necip kendinden kuşku duyuyordu. Hayatı boyunca ona öğretilen her şey bir kulağından girmiş, bir kulağından çıkmıştı. Belki de Erdener Bey'in aradığı kişi değildi Necip. Belki de Necip'in vizyonu, nargile içip tespih çekmekle sınırlıydı. Belki de arabasını ayakları olmayan bir ata bağlayan kişi Necip değil, Erdener Bey'di
Necip'in hiç tadı yoktu. Belki de doğduğundan bu yana sahip olduğu bilgiden fazlasını bir gün içerisinde edinmişti, fakat yine de zengin değildi. Bu durum, kendisi gibi fakir olan Erdener Bey'in metotlarını sorgulamasına sebebiyet veriyordu.
Onu bu labirentin içine sokup kendi hayatlarının keyfini süren insanların bir bedel ödemesi gerekliydi elbette. Kimse kimseyi labirentlere sokup da sonrasında elini kolunu sallayarak yaşamına devam edemezdi.
Her şeyin siyah ve beyaz olmadığını gayet iyi biliyordu Necip. Daha temiz bir dünya için ellerini kirletmesi gereken gri tonlar da mevcuttu. Nihayetinde iyi bir hırsızdı Necip.