Kitabı ilk gördüğümde çok daha farklı bir konu beklemiştim açıkçası. Daha alışılmış ama psikolojik olarak daha ön plana çıkan...
Konusuna gelirsek başrol kızımız Afra bir gün proje ödevi için bir arkadaşının evine gidiyor fakat orda beklemediği bir şeyle karşılaşıyor. Her köşede kameralı silahlar kulpu bile olmayan bir kapı ve maskeli bir adam zorla eve sokulduktan sonra hikaye başlıyor. O evde Afrayla beraber 6 kişi daha yaşıyor. Egemen, Çağrı, Gökhan, Kutay, Sarp, Mete. Tabi bir de ölüm var. Ölüm onları bu eve sokan kişi kendisini bir şekilde tanrı gibi görüyor ve kendine ölüm diyor. Ölüm hepsinin birer katil olduğunu söylüyor ve hikaye bu şekilde devam ediyor. Bu tutsaklar aynı anda gelmemiş bu arada en uzun kalan Mete diye hatırlıyorum yaklaşık bir bir buçuk yıldır orda yaşıyor televizyon vs yok koğuş gibi yatma kalkma saatleri belli, sürekli aynı şeyleri yiyorlar ve her dakika kameralı silahlar aracılığıyla izleniyorlar, tuvalette bile. Neyse kendi düşüncelerimden bahsedecek olursam başları aşırı heyecanlıydı acaba ne olacak kim ne yapacak felan gibisinden. Sonra sıkmaya başladı evet olaylar mantık çerçevesinde iyiydi Afra'nın psikolojisi çok iyi işlenmişti ama bir şekilde sıkıcıydı. Bölüm başlarında tarih tutsak 7 felan yazdığını gördüğümde aa demekki digerlerinden de okuycaz diye düşünmüştüm ama öyle olmadı umarım ikinci kitapta diğer karakterlerdende okuruz özellikle Egemen'i çok okumak istiyorum açıkçası. Sonlara doğru yine kitap merak uyandırdı ve gayet güzel bitti bence. Yavaş yavaş okuyun acele etmeyin kitap kendisi zaten acele etmiyor sakin sakin ilerliyor.