Hiç şüphe yoktur ki milletimizin egemenliğini bir şahısta veyahut çok belirli şahısların elinde tutmaktan fayda bekleyen insanlar veyahut, cahil, gafil insanlar vardır. Zira hükümdarlar kendilerini mutlak var olmayan bir kuvvetin temsilcisi tanırlar. Bundan, böyle tanımaktan zevk alırlar. Fakat bir adamın kendi kendini böyle tanıması hiçbir kudreti, hiçbir tesiri haiz değildir. Ancak etrafında bulunan çıkarcılar bu ifadeyi, bu arzuyu mırıldanırlar. Zevkle mırıldanırlar. Özellikle din kisvesine bürünerek ortaya atarlar. Atmışlardır daima! İşte bu geniş mırıldanmalara karşı istibdat altında bulunan, hüküm altında bulunan milletin kulakları hep bu mırıltılarla doludur. Oraya başka bir seda girmez, giremez. Neticede öyle bir hal olur ki herkes, sosyal hayatın her ferdi o taç sahibinin, o hükümdarın ve etrafındakilerin telaffuz ve ifade ettiklerini hakikatmış gibi kabul eder. Din gereği sayar. Varlık gereği kabul eder. İşte bu anlayış devam ettikçe hakikaten başka bir şey yapmanın imkanı güç bulunabilir. Fakat bir defa o imkan oluştuktan sonra bu imkanı elde eden çoğunluğum içinde memnun olmayanlar çoktur.
Efendiler, sizi ve bütün milleti tebrik ederim ki hakiki insanların, hakiki vicdanların, yüksek zekâların arayıp bulamadığı şekikl ve mahiyeti bu millet bulmuştur.
Efendiler!
İnsanlık daima ve daima birtakım zor kullananların karşısında kalmıştır. İnsanlık bütün varlığını, daima bu zor kullananların elinden kurtarmak için sarf etmiştir. Bu zor kullananlar bir milletin egemenliğini elinden zorla almış olanlardır. İnsanlık bazen bu zorbalıkları yıkmış, parçalamış, asmış ve kesmiştir.
Fakat ne yazık ki kurtulunmuş farz edildiği noktada tekrar aldatılmıştır. Ve böylece bu zavallı insanlık daima birtakım zorbaların esiri olmaktan kurtulamamıştır.
Çünkü hangi köyde bütün erkekler okumuştur da kadınlar cahil kalmıştır. Hayır, eğer bir köyde bir tane, iki tane okumuş erkek varsa mutlaka bir tane, iki tane okumuş kadın da vardır. Eğer cahil varsa bu umumidir. Yalnız kadınlarımıza ait değildir. Erkeklerimizi de içine alır... Yalnız büyük şehirlerimizde, kasabalarımızda bu izah ettiğim hayattan ayrılan, bununla çelişen bazı manzaralara tesadüf ediyoruz.