``Her şey o gece başladı. Bardan içeri girdim, içkiyi fazla kaçırdım, sahneye çıkıp şarkılar söyledim ve iner inmez hiç tanımadığım bir adamı dudaklarından öptüm."
Böyle başlamasa da aslına bakarsanız hikayeye tam olarak buradan giriş yapıyoruz. Aralarındaki karşı konulamaz çekim ve daha fazlasını okuyacağımız ‘Mafya Kurgusu’ çatısı altındaki hikaye inanın okudukça bundan uzak.
Karakterlerin derinlikli işlenmesi kitapta çok sevdiğim yanlardan bir tanesi, istemsizce sayfayı çevirmeme sebep olan şey; “Saklanan sırlar, üstü örtülmeye çalışılan gerçekler, ardında bırakılmak istenen acılı bir geçmiş.” Oldu.
Hikayenin tamamını ana karakterlerin ağızından okuyoruz. Kadın ve erkek ses, bakış açısı çeşitliliği sayfaların devamını görme merakı uyandıran bir diğer şeydi. Betimlemelerin özgünlüğünden, yazarın kendi yazım diline ve tarzına sahip olduğunu görebiliyoruz.
Kitabı 3 yarıya bölecek olursak ilk yarısı; “Az aksiyon, bol romantizm.” İkinci yarısı; “Karakter geçmişi ve derinliğinin aktarılırken, günümüzden de kopmadan iç içe geçmiş ters köşe sahneler.” Üçüncü yarı ise; “Saklanan sırların açığa çıkmaya başlaması ve yine bol romantizm.”
Ters köşe sahneleri yakışıklı mafyamız Don Valentino Richardo’dan görürüm derken kadın ana karakter Lal’den okumak, beynimden vurulmuşa döndüm resmen. Erkek karakter sadece İtalyan mafyası olarak kurgulanmış ve öyle kalmış gibi, Lal karakterinin acılı geçmişini okurken aynı zamanda Valentino karakterinin geçmişinden de birkaç kesit görebilirdik fakat bu daha serinin ilk kitabı ve çözüme kavuşmamış o kadar çok olay var ki, bu durum göz ardı edilebilir.
Serinin 2. Kitabında görmek istemeyeceğim şey kesinlikle kıyafet betimlemesi. Sanki okurken kendimi interaktif bir oyunda, sahne arası sınırlı elmasla karakterin üstünü değiştiren bir oyuncu