Nefsiyle yüzleşip onu așabilen, hakikati özünde bulabilen kişi, aslında ölümsüzlüğe erişmiştir, İlahi aşkla dolan bir insanın ise korkacağı hiçbir şey yoktur. Bu bana, yaşamın gerçek anlamının korkularımı aşmamda, kendimi tanımamda ve ruhumun derinliklerinde yanan o ışığı bulmamda yattığını anlatıyor. Bu ışığı bulabilir miyiz? Bulmak için kesinlikle çok çaba sarf etmemiz gerekiyor. Tek temennim hepimiz o ışığı bulanlardan olalım..
Ama merak etme, öğreneceksin. Dost görünenin nasıl düşman olabileceğini, iyi biriymiş gibi davrananın aslında dünyanın en kötü kişisine dönüşebileceğini, bilge zannettiğin o kutsal kişilerin sadece kendi çıkarı peşinde koşabileceğini, sana sadık gibi duranların bir gün en büyük ihaneti yapabileceğini öğreneceksin.
Göründüğü gibi değildir dünya, görüldüğü gibi değildir insan.
Ölüm bizi korkutur. Bizi korkuttuğu için de onu düşünmekten, hakkında konuşmaktan ve hatta bir yakınımız ölse bile, varlığını kabul etmekten kaçınırız.
Yine de, tuhaf, tersine bir yoldan, hayatın tüm anlamının gölgesinin ölçüldüğü ışık ölümdür. Ölüm olmasa, her şey sonuçsuz, tüm deneyim keyfî, tüm ölçütler ve değerler aniden sıfır olur.
Sonuncusu da kendi ölümlülüğünüz hakkında düşünmektir, bu çok önemlidir çünkü insanın ölümlü olduğunu unutmayıp bunu sürekli aklında tutması belki de diğer değer yargılarını doğru perspektife oturtmanın biricik yoludur.