Evet... Başlıktaki cümle hem benim kişisel hayatımda sıkça vurguladığım hem de kitabın temasını açıklayan bir cümle olduğu için yazasım geldi. Çünkü her ne kadar iki insan birbirini sevse de o iki sevgiyi birbirine bağlayan bir köprü yoksa sevgi çoğu kez anlamsız olur. Çünkü sevgiler arasındaki uzantılar varlıktan önce gelir. Saygı, fedakarlık, cesaret, cinsellik vs... İşte bu kitapta da bu vardı.
~
Çünkü kitabın konusu; üniversite hayatlarında birbirine aşık olmuş, mutlu mesut evlenmiş ancak geçen on yıllık süreçte başrol erkeğin karısını ihmal etmesi ve karısının da her defasında bu ihmalleri alttan alarak en sonunda dayanamayıp kocasından ayrılmasıyla başlıyor.
Başrol karakterlerimiz Dominic ve Alessandra.
Dominic geçmişinde aile denen kavramı bulamamış ve öğrenememiş, öğrencilik yıllarında anksiyete ve özgüven sorunları yaşamış, fakirlik ile mücadele etmiş zeki bir erkek karakterdir. Çabası ve zekası ile birlikte genç yaşında, daha otuzuna bile gelmeden milyarder olmayı başarır ve zaten ne olduysa ondan sonra olmaya başlar... Geçmiş travmaları sebebiyle işe dair bambaşka bir tutku ve takıklık kazanır. Kaybetmek ve tekrardan değersizleşmiş bir hayat istemez. Bundan dolayı tek adaptesi iş aşkı olur. Yıllar geçtikçe çok sevdiğini eşini umursamaz, sürekli onun yaşantısını ihmal eder ve tek derdi "daha fazlasını kazanmak" olur.
Alessandra ise hayatı boyunca model olan annesinin eksikliği sebebiyle erkek kardeşine bir nevi annelik etmiş, empati seviyesi ve duygusal algısı yüksek, bu yüzden de kişisel çıkarlardan ziyade çevre çıkarlarını önemseyen kadın karakterimiz. Bu da onu yoruyor ancak fark edemiyor. Ta ki evliliğin onuncu yılında canına tak edene kadar. Kocasını seviyor ancak ayrılmanın da kendi mental sağlığı için doğru olduğunu düşünüyor...
~
Kendi yorumuma