İnsan bitiyordu topraktan, gelecek yüzyılda ürün vermek üzere yavaş yavaş filizlenen, pek yakında yerküreyi sarsarak baş verecek olan, öç almak için yanıp tutuşan, kapkara bir insan ordusu boy atıyordu.
Nisan güneşi olanca görkemiyle gökyüzündeki tahtına kurulmuş, dört bir yana ışık saçıyor, doğum sancılarıyla kıvranan toprağı ısıtıyordu. Toprak ananın verimli bağrından yaşam fışkırıyor, tomurcuklar çatlayıp yeşil yaprak halini alıyor, tarlalar baş vermek için sabırsızlanan tohumların itişiyle ürperiyordu. Tohumlar şişiyor, çatlıyor, ısıya ve ışığa kavuşmak üzere toprağı yarıp dışarı fırlıyordu. Özsuyu büyük bir coşkunluk içinde hışır hışır yükseliyor, çatlayan tomurcukların sesi yeryüzünü kaplayan bitmez tükenmez bir öpücük halinde uzayıp gidiyordu.
Güneş savaştan yengiyle çıkmış bir kumandan gibi belirmişti ufukta ve bütün ovayı bir cıvıltıdır kaplamıştı. Uçsuz bucaksız vadinin üstünde doğudan batıya altın tozundan bir ırmak akıyordu. Sıcacık yaşam, toprağın iç çekişleri, kuşların cıvıltısı, ağaçların ve akarsuların tatlı mırıltısıyla gençlik aşısı gibi dört bir yana yayılıyor, bütün canlıları kavrıyordu. Güzel şeydi yaşamak, köhne dünya bir bahar daha yaşamak istiyordu.