İnsanların arasındaki ilişkide en belirgin olan duygu, öfkeyi kışkırtan duyguydu. Bu duygu, bedenlerin iyileştirilemez, kökleşmiş bir yorgunluk duygusu gibiydi. İnsanlar, içlerinde babalarından kalıtım yoluyla onlara geçmiş bu duyguyla geliyorlardı dünyaya ve bu duygu onları amaçsız acımasızlığıyla iğrenç olaylara yönlendirerek mezara kadar kara bir gölge gibi kalıyordu içlerinde.
Sevda -ki bir insanın yalnız gönlüne değil, akıl ve fikrine, bütün iradesine, kısacası bütün duyularına, manevi kuvvetlerine hakimdir- daima şüpheler ve vesveseler içinde bulunmaktan hoşlandığından, kulak ve göz her işittiği, her gördüğü şeyi onun karakterine göre işitip görmeye, akıl kuvveti her hükmünü onun arzusuna göre vermeye mecburdur.
Tam insan olmak arzusunda bulunanlar yaşamak denilen mücadelenin acı ve tatlı tecrübelerinden hisselerini almalıdırlar. Açlık ve çıplaklık âlemini öğrensinler ki tokluklarının da kadrini bilsinler.
Aslında onu gitmeye itebilecek nedenleri de, burada tutacak nedenleri de bir bir sıralamak mümkün... Ama neye yarar ki? Gitme kararı böyle alınmaz ki. Artıları bir tarafa, eksileri başka bir tarafa yazıp da yapılmaz ki değerlendirme. Bir andan ötekine değiştirilir karar. Başka bir yaşama doğru, başka bir ölüme doğru. Şana, şöhrete ya da unutulmaya doğru.